
Agra
“Veda busesini alamamış bir denizciyiz hepimiz. Sevmediğimizden ya da unuttuğumuzdan değil, istemediğimizden dolayı almadık. Almadık ki geri dönüp alabilelim. Alalım ki bir sonraki yola daha cesaretli, daha güçlü çıkalım.”

“Veda busesini alamamış bir denizciyiz hepimiz. Sevmediğimizden ya da unuttuğumuzdan değil, istemediğimizden dolayı almadık. Almadık ki geri dönüp alabilelim. Alalım ki bir sonraki yola daha cesaretli, daha güçlü çıkalım.”

Duygu yükü ile dolu trendeki hava bir türlü uykuyu benim yanıma getiremedi. Varanasi – Agra şehirleri hayatımdaki uzun yolculuklardan biri olacak biliyorum. Hem fiziki anlamda, 15 saatin üzerinde olduğu için…

Varanasi’deki son saatlerimiz. Böyle düşününce benim için gerçekten hüzünlü. Herkes hayatında bir şeyler kaybetmiştir. Bazen maddi, bazen manevi hepimizin eksiklikleri var. Kaybettiklerimi bulmak umuduyla çıktığım bu yolda ben şahsen Varanasi’de…

Uzun yıllar önce birbirlerini çok seven iki genç, ailelerinin karşı çıkması nedeniyle bir türlü evlenemiyorlarmış. Hiç bir zaman kavuşamayacaklarını düşünen sevgililer Azdavay’ın Devrekâni Çayı üzerinde kurulu olan köprü üzerine gelerek…

Geçen bahar aklıma Beypazarı düşünce tura katılıp oraya gittim… Beypazarı’na varınca bizi direk Hıdırlık Tepesi’ne çıkardılar… Çevrenin manzarası çok güzel, tepelerin arasında iki katlı evler çok estetik gözüküyor… Her yerde…

Bana verdiğin ızdıraba, düşürdüğün derde hiç bir yüzden, hiç bir kimseden derman bulamadım. Aslında, kim bana derman verebilir ki, benim çektiğim dert de bir hiçten ibaret.

“Beni önce binlerce lütuf ile okşadı. Sonra tuttu binlerce kahır ile binlerce dertle beni eritti… Benimle, sevgisinin zarı gibi oynuyordu. Ben benliğimden geçip o olunca, beni bırakıp gitti…”

“Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik, Yüzlerce incimiz vardı delinmedik. Sersemliği yüzünden bilgisizlerin, Renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.”

“Çünkü bu muammayı kimse hikmetle, felsefeyle halledemedi, halledemezde. Her sabah bir gün doğarken, bir gün de eksilir ömründen.”

“Canlının canı dost, gel etme, dinle beni. Küsme feleğe, değmez yeme kendini. Çekil, otur gürültüsüz bir köşeye ve seyret bu hengâmede olup biteni.”