İstanbul’da C20 toplantıları için bir araya gelen sivil toplum temsilcileri, aralarında Kanal İstanbul’un da bulunduğu mega projelerle ilgili karar süreçlerinin şeffaf ve katılımcı olmasını istedi.
Kasım ayında Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılacak G20 Zirvesi öncesi, dünyanın 50 ülkesinden beş yüzü aşkın sivil toplum temsilcisi İstanbul’daki C20 zirvesinde buluştu. 15 – 16 Eylül tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen C20 toplantılarının tartışma konularından biri de özellikle gelişen ülkelerde gündeme gelen mega projelerdi. Genelde bir milyar doları aşan bütçelere sahip olan, kamu-özel sektör girişimi veya yap-işlet-devlet modeliyle gerçekleştirilen mega projeler, toplumu, çevreyi ve ekonomiyi de projenin büyüklüğüyle doğru orantılı bir şekilde etkiliyor. Teknik olduğu kadar siyasi yönleriyle de kamuoyunda tartışılan mega projelerin etkileri hemen görülebildiği gibi yıllar sonra da ortaya çıkabiliyor.
C20 Zirvesi kapsamında düzenlenen ‘Mega Projeler’ oturumunda, dünyanın sayılı metropollerinden İstanbul’un geleceğini önemli ölçüde etkilemesi beklenen 3. Boğaz Köprüsü, 3. Havaalanı, İstanbul Boğazı’nda yapılması öngörülen yat limanları ve Kanal İstanbul projesi masaya yatırıldı. Konuşmacılar, söz konusu projelerin, yaşam destek sistemlerini tahrip ederek İstanbul gibi büyük kentlerin sürdürülebilirliğini ve kendi kendine ayakta durabilme becerisini azalttığını söyledi.
Çok sayıda uzmanın gönüllü katılımıyla hazırlanan Ya Kanal Ya İstanbul adlı raporun çıktılarını paylaşan WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Sedat Kalem, “Kanal İstanbul projesi hakkında eldeki verilerle net bir değerlendirme yapmak mümkün değil. Bu yüzden, yapılacak herhangi bir müdahaleden önce Türk Boğazlar Sistemi’nin kendine has dinamiklerinin çok iyi anlaşılması gerekiyor. Bunun için de güvenilir bilimsel verilere ve simülasyon çalışmalarına ihtiyaç var” dedi. Kalem şöyle devam etti: “Kanal İstanbul, aynı zamanda kentin doğal yapısını, kaynaklarını ve çehresini önemli ölçüde değiştirecek, etrafında kurulacak yeni yerleşimlerle nüfusu hızla arttıracak ve kenti daha da yönetilemez hale getirecek. Kanal ile İstanbul Boğazı arasında oluşacak adada hapsolacak milyonlarca insan deprem, afet gibi olağanüstü hallerde anakaraya nasıl erişim sağlayacak? O adayı anakaraya bağlamak için yeni köprü ve yollara ihtiyacımız olacak. Köprülerde yine trafik sıkışacak.”
Mega projelerde sivil toplumun görüş ve katkısının alınmasının yöneticilerin işini de kolaylaştıracağına vurgu yapan WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak ise, “Hepimizi derinden etkileyecek ve sonu bilinmezliklerle dolu bu tür mega projelerle ilgili karar vermeden önce, projenin tüm yönlerinin kamuoyunda şeffaf bir şekilde tartışılmasını istiyoruz” dedi.
WWF-Türkiye için 21 uzman tarafından hazırlanan Ya Kanal Ya İstanbul raporu, proje hayata geçirilmeden önce yeni verilere ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor ve şu noktalara dikkat çekiyor:
– Kanal İstanbul projesi balık göç yolları ve kışlama alanlarını değiştirebilir.
– Proje gerçekleşirse Marmara ölü bir denize dönüşebilir.
– İstanbul’un ortasında, Trakya ve İstanbul Boğazı’nın arasında oluşacak ada, yeni köprü, su ve elektrik hatları gerektirecek.
– Kanal İstanbul ile İstanbul Boğazı arasında kalacak adanın, Trakya ile bağlantısı kesilecek ve adadaki tatlı su kaynakları zamanla denizin tuzlu suyu ile dolacak.
– Projenin maliyeti için telaffuz edilen rakamlar 5 ila 50 milyar dolar arasında seyrediyor. Bu belirsizlik ekonomik riskler içeriyor.



