Tepe Pencereleri Evlerinizin Güzel Gözleri; Doğal Avizeleri

Safranbolu evlerinde pencereler evin dışarıya bakan gözleri gibidir. Bu gözlerle dış dünya; manzarası, ışığı, güneşi, sıcağı, soğuğu, havası, tozu, kokusu, rüzgarı ile algılanır. Bu doğaya açılma zorunluluğu bazı dış etkenlere karşı kapanmayı da gerektirir. Pencereler çok iyi gelişmiş bir tasarımın ürünüdür.

Yazı: Aytekin Kuş, fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Öte yandan evin en son ve en iyi koruyucusu, başka bir ifadeyle pencerelerin göz kapağı ise ‘kara kapak’lardır. Çevre ormanlarından getirilen sarıçamdan yapılan bu kapaklar zamanla karararak kızıl kahve renge dönüşür. Beyaz badanalı duvarlarla çok büyük bir zıtlık yaptığından kara kapak ismini almıştır. Safranbolu evlerinde alt sıra pencereler ile 19. yüzyıl başında yapılmış bazı evlerde ise üst üste iki sıra pencere görülmektedir.

Alt sıra pencerelerin üstünde ‘revzen’, ‘üst pencere’, ‘kafa penceresi’, ya da ‘tepe penceresi’ dediğimiz bu pencereler alçıdan yapılmıştır. Bu pencereler açılmaz. Alttaki pencereden daha küçüktür. ‘İçlik’ ve ‘dışlık’ olmak üzere odanın iç yüzünde ve dış yüzünde iki tanedir. Bu pencereler ahşap bir çerçeve içine alçı kayıtlarla geometrik ya da bitkisel bezekler yapılmasıyla oluşurular. Bazılarında yazılar, yer yer de renkli camlar kullanılmıştır. Tepe pencerelerinin üstü çoğunlukla kemerlidir. Bu üst sıra pencereler önem verilen odalara yapılmıştır. Üst kat odaları yüksek tavanlı olduğundan tepe pencereleri aydınlatmaya yardımcı olmaktadır.

Öte yandan bu pencereler özenli ve süslü yapılmışlardır. Renkli camlardan süzülen ışıklar tavan kaplamasını zenginleştirir. Odanın gerek ışıklandırma gerekse renklendirme yönünden etkili görünüme bürünmesini sağlar. Öte yandan süslü, küçük parçalı renkli camlardan oluşan tepe pencereleri, komşuların da evin içini görmelerini engeller. Başta İstanbul olmak üzere Osmanlı Dönemi’nin hemen bütün yerleşmelerinde ki en önemli ve özel mimari yapılarında yüzyıllar boyu kullanılmış olan ‘tepe pencereleri’ gerçekte her dönemin kendi cam sanayinin teknik gelişimlerinin ve cam işleme sanatının izlenebileceği en değerli eserlerimizdendir.

Aslına bakılırsa Osmanlı Dönemi’nin büyük eserleri olan mimari yapılarla cam pencereler arasında bitmeyen bir yarış vardır. Yapılar bir mekanı örtmeye, cam ustası da alttaki ve üstteki pencereleriyle bu örtünün altına ışığı en değerli biçimde yönlendirmeye uğraşmışlardır. Böylece renkli ve küçük camların üretimi büyük hüner gerektirdiğinden tepe pencerelerinin olağanüstü çarpıcı ve güzellikte olmasını sağlamıştır. Sanayi devrimi ve cam üretimindeki dev gelişmeler artık küçük renkli camlarla tepe penceresi yapmayı gereksiz bir iş haline dönüştürdü. Üstüne üstlük yapıların çatılarının bile camla kaplanması; cam üzerine renkli boyalar, kaplamalar, baskılar, özel aşındırma işlemleri ‘eski bir dost’ olarak tepe pencerelerinin bütünüyle ortadan kalkmasına neden olmuştur. Osmanlı cam ustalarının bin bir zorlukla ve çok pahalıya elde edebildikleri özenli camlarla kalın duvarların içindeki mekânları renklendiren tepe pencerelerindeki ışık artık sönmüş…

Çünkü artık mekânlar büyük pencerelerden, geniş camlardan bol ışık alabiliyor, geceler elektrikle aydınlanıyor. Tepe pencereleri bir anlamda biçim değiştirip yerlerini avizelere bırakmıştır. Gelişen teknoloji tepe pencerelerini de renkli bir anıya dönüştürmüştür. Şimdi Emirhocazade Ahmet Beyler Evi, Saraçlar, Hacıkadılar, Yörük Köyü’nde Hacı Kavaslar Evi’ndeki tepe pencerelerine bir de bu gözle bakınız. Değirmenbaşı’nda asmazlara ait iki tarihi evin (birisi yıkıldı diğerinde tepe pencereleri kapatıldı) tepe pencereleri yitirdiğimiz değerlerimizdendir.

Kaynaklar:

Prof. Dr. Reha Günay, Geleneksel Safranbolu Evleri ve Oluşumu.

Prof. Dr. Önder Küçükerman, Kendi Mekanının Arayışı İçinde Türk Evi, Antik                                                                                Dekor.

Sırtçantam 2. sayı, Şubat 2005

Bir cevap yazın