Paris İklim Anlaşması’na İlk Günde 175 Ülke İmza Attı

Paris İklim Anlaşması’na İlk Günde 175 Ülke İmza Attı

Aralık ayında Paris’te düzenlenen İklim Konferansı’nda kabul edilen Paris Anlaşması’nın bir yıllık imza süreci, 22 Nisan’da New York’ta yapılan bir törenle başladı. İmza sürecinin ilk gününde anlaşmaya Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 175 ülke imza attı.

2015’in Aralık ayında Paris’te kabul edilen yeni iklim anlaşması ile küresel sıcaklıklardaki artışı 1,5 °C’nin altında tutmanın önemi üzerinde anlaşılmış, her bir ülkenin bu hedefe ulaşmak için sunduğu katkılar kayıt altına alınmıştı. Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için küresel sera gazı emisyonlarının en az yüzde 55’inden sorumlu 55 veya daha fazla ülkenin aynı zamanda anlaşmaya taraf olması ve bu ülkelerin hükümetlerinin metni onaylaması gerekiyordu. 22 Nisan’da New York’ta düzenlenen imza töreni ile süreç başladı ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 175 ülke anlaşmayı imzaladı.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için ülkelerin anlaşmaya taraf olması şart. Bunun için de hükümetlerinin onayını alması gerekiyor. Aralarında ABD ve Çin’in de bulunduğu bazı ülkeler, kendi onay süreçlerini 2016 yılı içerisinde tamamlamayı amaçladıklarını duyurdu. Kyoto Protokolü 1997 yılında imzalanmış, ancak yürürlüğe girmesi 2005 yılını bulmuştu. Paris Anlaşması’nın ise 2016 ya da 2017 yılında yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye’nin 22 Nisan’daki imza töreninde Paris Anlaşması’nı imzalayarak küresel çabalara katkı vermeye hazır olduğunu gösterdiğini kaydeden WWF-Türkiye Doğa Koruma Yönetmeni Mustafa Özgür Berke’ye göre Türkiye’nin atması gereken iki önemli adım daha var: “Şimdi anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulması, bu kanunun da Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gerekiyor. İlk adım, bu süreci vakit kaybetmeden sonuçlandırmak. Türkiye, Paris Anlaşması öncesi belirttiği niyet belgesinde, 2030 yılında emisyonlarını referans senaryoya göre yüzde 21 oranında daha az artıracağını belirtmişti. Bu, Türkiye’nin emisyonlarının 15 yıl sonra bugünkü seviyesinin iki katına ulaşması demek. Hâlbuki Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi için 2020 öncesinde emisyonlarda düşüş eğilimini başlatması gerek. Bunun için emisyon azaltım hedefini artırmamız, kalkınma ve enerji politikalarımızı gözden geçirmemiz, yenilenebilir enerjiye dair hedefleri yükseltmemiz, enerji verimliliği potansiyelimizi hayata geçirmemiz, ulaşım, sanayi gibi karbon ayak izi yüksek olan sektörlerde düşük karbonlu kulvarlara doğru dönüşümü daha fazla zaman kaybetmeden başlatmamız gerekiyor. Bu da ikinci adım” dedi.

İklim değişikliğiyle mücadelenin başarıya ulaşması için başka çare de yok. 2015 yılı, kaydedilen en sıcak yıl olarak tarihe geçti. 2016 yılının Mart ayı da 1880 yılından beri ölçülen en sıcak Mart ayı oldu. Paris öncesi ülkelerin belirttiği taahhütler yerine getirilse bile, yüzyıl sonunda bizleri ortalama sıcaklık artışının 2,7°C ile 3,7°C arasında olduğu daha sıcak bir dünya bekliyor. 1,5°C hedefinin tutturulması için Paris Anlaşması’nı imzalamak yetmiyor, Türkiye de dâhil birçok ülkenin verdikleri taahhütleri iyileştirmesi gerekiyor.

Bir cevap yazın