Nükleer Bir İnsanlık Ayıbıdır

Nükleer Bir İnsanlık Ayıbıdır

Nükleer santralleri savunanların toplumun bilincinde yaratmak istedikleri tablo elektrik üreten, teknolojinin doruk noktası olan, sevimli endüstriyel yapılar… Nükleer reaktörlerin soğutma sularının çekildiği göllerin yanında romantik piknik yapan sevgililer ve balık tutan insanlar. Hâlbuki nükleer reaktörler, ne romantizme ilham veriyor ne de masumlar. Gizlilik içinde kurulan nükleer reaktörlerin insanlığa mirası nükleer silahlar ve yıkım.

Dünya nükleer santraller ve nükleer silahlanma ile 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda tanıştı. 1945 yılının Ağustos ayında Japonya’da bulunan Hiroşima ve Nagazaki şehirleri, Amerikan savaş uçaklarından atılan iki nükleer bomba ile sarsıldı. Atılan nükleer bombaların doğrudan etkilerinden yüzbinlerce insan hayatını kaybetti.

Nükleer bombaların yıkıcı etkilerinden kurtulanlar kendilerini şanslı saymadılar. Nükleer bombadan yayılan radyoaktivite ise insanlara tarifsiz acılar ve ölümler getirdi. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan nükleer bombaların hem insanlar, hem de doğa üzerindeki yıkıcı etkileri hala devam ediyor.

Hiroşima ve Nagazakiye atılan bombalara şahit olanlar patlamayı şöyle anlatıyor: ‘Alev alev yanan bir jetin içinde yukarı doğru fırlatılan iğne başı büyüklüğünde parlak ışık karanlığı deldi, ardından korkunç beyaz bir ışık çölü parlattı.’ Bombanın etkisiyle bir saniyeden daha az sürede yayılan ışık o büyüklükteki başka gezegenlerden bile görülmüş olmalı. Merkezindeki sıcaklık güneşin çevresindeki sıcaklığın dört katı, yüzeyindeki sıcaklık ise on katından fazlaydı. İnsanlığın kendi elleriyle yarattığı bu fırında yüzbinlerce insan acı çekerek, yanarak, radyasyonun tenlerine ve kemiklerine işlemesi sonucu can verdi. Milyonlarca insanın hayatı, geçmişi, geleceği ve insanlık tarihi bire anda uçaklardan atılan bombalarla yıkıldı.

İnsanlık 67 yıl önce nükleer silahların yarattığı yıkıma tanık oldu. 1950 yılından sonra ise nükleer silahlanma yarışı, gezegenimizi hep tehdit etti ve insanlığın kâbusu oldu. Nükleer silahlar hala bugün dünyamızı tehdit etmeye devam ediyor. Soğuk Savaş’ın küresel savaşa en çok yaklaştığı anlar ise Küba Krizi zamanında yaşandı. Nükleer silaha sahip olan iki ülke ABD ve eski Sovyetler Birliği’nin, sahip oldukları yıkıcı nükleer füzeleri birbirlerine karşı kullanmaları an meselesiydi.

Soğuk Savaş’ın gölgesinde yaşanan yıllarda nükleer reaktörlerin sayısı arttı. Bu artışın sebebi elektrik üretmek değildi. 30 binden fazla nükleer bombaya hammadde sağlamaktı. Nükleer silahlar için kullanılan hammadde uranyumdur. Uranyum doğada 3 izotop halinde bulunur, nükleer silah için kullanılan uranyum izotopu U – 235’tir. U – 235 Nükleer Santralin kalbinde bulunan nükleer yakıt çubuklarının yakılması sonucu, yan madde olarak ortaya çıkarlar.

Dünya tarihi ve insanları yaşanan acılardan ders almak yerine, yine aynı hataları tekrarlamanın peşinde. Soğuk Savaş’ın bitimiyle nükleer silahsızlanma aşamasına geçildi. ABD ve Rusya ellerinde bulunan nükleer silahları karşılıklı olarak azaltmak için anlaşmalar imzaladı ve uygulamaya başladı. Nükleer silahsızlanma anlaşmasından sonra ABD’de yeni bir nükleer santral devreye alınmadı.

Uluslararası anlaşmazlar nükleer santrallerin barışçıl olmayan amaçlarla kullanılmasını yasaklıyor. Mersin Akkuyu’da kurulacak nükleer santralin barışçıl amaçlarla kullanılmayacağı beyan ediliyor. Komşumuz İran’da Rusya Hükümeti ile nükleer santral anlaşmaları imzaladığında bunu barışçıl amaçlarla kullanılacağına dair taahhüt vermişti. Politikacıların taahhütleri maalesef verdikleri vaatler misali. Bu gün var, yarın yoklar. İranlı politikacılar yasak olmasına rağmen uranyum zenginleştirme programını geliştirdiler. Rusya bile İran’da yaşanan gelişmeleri kınıyor.

Nükleer santrallerin tehlikeleri tartışılırken, nükleer silahlanma ve dünya barışına olan etkilerini görmezlikten gelmek, insanlık suçudur.

 

Bir cevap yazın