Noter’in Ölümü

Noter’in, kenti gezmeye gelen pek çok kişi tarafından fotoğrafı çekildi. Kendine has kıyafeti ve sempatik duruşu ile dikkat çekici bir özelliği vardı. Noter Ali Ağa’yı dergimizin sayfalarına taşıyan en dikkat çekici özelliği bu insani duruşunun yanında, yaşadığı kentin film festivalinin afişine kapak oluşudur.

Her kesimden insanın yaşadığı kentlerde bazı meslekler ve insanlar öyle iz bırakırlar ki; bir gezi dergisine konu olabilecek kadar değer taşırlar. Hamal Ali Ağa, Noter lakabını nasıl ve ne zaman aldı? Nasıl bir kentin hamalı, belsel film festivalinin afişine kapak olur? O’nu çok yakından tanıyan dergimizin yazarlarının kaleminden Noter Ali Ağa’nın öyküsü:

Noter Ali Ağa

1989 yılında başlayan fotoğraf tutkumun en keyifli anıları Safranbolu’da geçti. Noter Ali Ağa’nın ölümü ile benim acım herkesten iki kat büyük oldu. Çünkü ben sadece tanıdığım bir insanı değil, aynı zamanda Safranbolu Altın Safran Belgesel Film Festivali’ne afiş olmuş fotoğrafımın başrol oyuncusunu da kaybettim.

 

Yazı: İsmail Şahinbaş
 

Çok garip duygular içerisindeyim. Festival kapağını sevgili dostum Bülent Yaşar tasarlamıştı. Noter Ali Ağa’nın fotoğrafı afiş olunca pek çok kişiden tepki gelmişti. Ama dostum Bülent sıkı durdu ve Noter’i ölümsüzlüğe ulaştırdı.

Ne ilginç bir durum bu. Fotoğrafımın başrol oyuncusu öldü ve ben gülüyorum. Noter Ali Ağa bu dünya üzerinde güvenilir olması sebebiyle ödülünü almıştı. Yaşadığı kentin film festivaline elinde tespihi, başında kasketi, lastik ayakkabıları ve aslan gibi duruşu ile afiş olmayı başarmıştı.

O’nu hep Arnavut kaldırımlı dar sokakta, elinde tespihi, başında kasketi ile yürüyen bir adam olarak anımsayacağım. Nur içinde yat Ali Ağa…

Hamal Ali Ağa’nın Ardından

Eski Safranboluluların tanıdığı, herkesin pazar yükünü evlerine taşıttığı; Hamal Ali Çevik ile eşi Hatice Çevik’i 24 Mart günü sonsuzluğa uğurladık.

 

Yazı: Aytekin Kuş

“Bir garip ölmüş diyeler, soğuk su ile yuğalar” dizelerini anımsatan bir olgu acımı, öfkemi çoğalttı. Cenazeleri ilgili taşıta koyduktan sonra cemaat Kazdağlıoğlu Meydanı’nda 10 – 15 dakika otobüs bekledi. Daha sonra çevirilen 3 minibüs, 1 taksi ile mezarlığa ulaştık.

Garibim Ali Ağa, eşiyle birlikte tedavi gördüğü hastanede iki saat ara ile yaşama veda etmişler… Yaptırdığı iki kişilik hazır mezarlarına defnedilirken cemaat gözyaşlarını tutamadı. Genellikle Uluslu (Bartın) hemşerileri vardı. İtfaiye Müdürü Hakkı, Belediye Meclisi eski üyesi Ahmet Güneş ile Belediye Başkan eski Yardımcısı Muharrem Tunay’ın dışında ismen tanıdığım sima yoktu. İyi ki de yoktu.

Cennet mekânınız olsun Ali Ağa, Hatice Hanım. Seni çok arayacağım. Çünkü sen adamın hası, eski Safranbolu Çarşısı’nın başında köşeli kasketi, elinde kırmızı tespihi, ayağında lastik ayakkabı ile gerçek sahibiydin.
 

Final

Yaşam denen simülatif olgunun, başlangıcı olduğu gibi birde bitişi oluyor. Başlangıcında etkimiz olamadığı gibi, doğal olarak da bitişinde de bir etkimiz olamıyor. Ama inanıyorumki; insanların seçtikleri yol, Gandhi’nin dediği ‘karakteriniz kaderinizdir’ cümlesindeki gibi finali belirlemede önemli etken olabiliyor çoğu zaman. Her zaman değil tabi, çünkü en önemli etken insana yüklenen misyon.

 

Yazı: İbrahim Atik Halaç

Etrafımıza biraz dikkatlice baktığımızda gördüğümüz olaylar, yaptığımız gözlemler, bu ince ayarın ne kadar büyük bir ustalıkla yapıldığını anlatır bizlere. Bu inceliği görebilmenin ilk şartlarından biri ise nicelik mi? Nitelik mi? İkileminden ne oranda sıyrılabildiğimize bağlıdır.

Halil Cibran’ın o mitolojik hikâyesindeki gibi ‘güzellik ve çirkinlik’ kıyafet değiştirdiği için, bu ayrımı yapabilmek çok güçleşiyor. Örneğin; bir bakıyorsunuz adam o kadar dini bütün görünüyor o kadar hayırsever söylemler yapıyor ki; aman Allah’ım ne mübarek insan diyorsunuz. Bazen de tam tersi toplumda hiç dikkat çekmeyen ama en ağır işleri yapan sade bir yaşam süren insanlar ise şaşırtabiliyor sizi yaşam tarzlarıyla ve finalleriyle.

Geçen yıl televizyonda izlemiştim, Balıkesir’in bir ilçesinde ölen ünlü ve hayırsever bir zat için cenaze namazını kıldıran müftü, sıra helalleşmeye gelince cemaate dönerek,’Ahmet Efendi’ye helallik verilmez, ancak onun bize helallik vermesi için dua edilir’ tarzında bir söylemde bulunmuştu. Yani ölen zatı öyle bir yüceltti ki; onun gittiği yeri de sanki kendisi biliyormuş ya da görüyormuş gibi cemaati birazda küçümsercesine bu sözleri sarf etmişti. Ölen adamın oğlu iki dönem belediye başkanlığı ve bir dönemde milletvekilliği yapmış biriydi. Son derece cahilce, bilinçsizce yapılan bu söylem cemaatin de tepkisini çekmişti. Nedense zenginin salası bile farklı okunur, duası bile daha lirik tondadır. Cenaze namazı kalabalıktır, yani nicelik ön plandadır.

Geçen gün Safranbolu’da yaşamış, 77 yıllık ömrünü hamallık yaparak geçirmiş, hem de öyle az buz değil zenginlerin çarşı pazardan yaptığı alışverişlerde aldığı erzakları, omzunda taşıdığı iki kefeden oluşan alet edevat da taşıyan ve aldığı emanetlere hiç zeval getirmediği için (NOTER yani KATİB-İ ADİL) unvanını alacak kadar da güvenilir bir vatandaş olan Ali Çevik adlı vatandaşımız 40 yıllık eşiyle birlikte aynı gün birer saat arayla ayrı hastanelerde vefat ederek yan yana yaptırdıkları mezarlarına defnedildiler.

Şimdi ne var bunda diyeceksiniz, haklısınız, sıra dışı bir şey yok ama çok şey var bana göre. Sırf, Arabistan’da ölebilmek için kaçak olarak orda yaşayan, ailesinde yardıma muhtaç onca insan varken bilmem kaç kez umreye gitmiş biri ölseydi eğer HAMAL ALİ gibi, ya da ramazan ayında fakirlere yardım ediyor gözüken ve bu yardımı adeta insanların gözüne sokar gibi yapan, onların birbirini ezmesine neden olan izdihamı yaratan biri ölseydi eğer HAMAL ALİ gibi, biz, ne yapardık biliyor musunuz? Ne mübarek adam der, mezarını TÜRBE yapardık…

Hamal Ali’nin cenazesinde imam bile bulunmakta zorlandı, cemaati de öyle kalabalık filan da değildi. Birkaç hemşerisi, akrabaları uğurladı onu ebediyete. Mekânı cennet olsun.

Onu artık İsmail Şahinbaş’ın çektiği resimlerde ve posterlerde görebileceğiz. O, ölünce ölümsüzlüğe kavuştu bana göre. Sade yaşantısıyla çok insana ders vererek gitti bu dünyadan. O ve onun gibileri daha iyi anlayabilmek için, yazıyı okumayı bitirdikten sonra kendi yakınlarımızdan başlayarak etrafımıza daha dikkatlice bakalım ama GÖRELİM.
 

Hicran Kucağında

Hicran kucağında tuttuğum sırdaş

Çağlamış bulanmış durulmuş olsun

Sözüne sazına güven de yanaş

Kulağı ezelden burulmuş olsun

Boş kafa gezdiren seyyahlar gibi

Keşkülünün delik çıkmasın dibi

Ariften anlasın seçsin garibi

Hakikat yolunda yorulmuş olsun

Taban tepmiş olan gam kervanında

Dostunu konuklar tatlı canında

Koçlar gibi duran bir meydanında

Aslanlar yurdunda kurulmuş olsun

Gel dese de bakma nâkes aşına

Bir fırsat erer de kakar başına

Dostun namerd dehrin mihenk taşına

Felâket pazarında vurulmuş olsun

Duysun aşkın elindeki rebâbı

Okusun alnında çile kitâbı

Neyzen gibi günahının hesâbı

Mezara girmeden sorulmuş olsun

Neyzen Tevfik

Bir cevap yazın