Küresel İklim Değişikliği ve Konya Ovası’nın Sulanması

Küresel İklim Değişikliği ve Konya Ovası’nın Sulanması

Prof. Dr. Tayfun Özkaya iklim değişikliği ve gıda krizi ilişkisi üzerine yazdı. Kars’ta Temmuz ayında hayvan pazarında saman kamyonlarının önündeyiz. Kuraklık nedeniyle yeterli ot elde edemeyeceklerini gören hayvan yetiştiricilerinin samana bir süre önce 65 kuruş, biraz yağmur yağması üzerine ise o günlerde ise 50 kuruş ödemek zorunda kaldıklarını gördük. Buğdaylar kavruk ve gelişmesi çok yavaştı. Küresel iklim değişikliği artık herkesçe görülebilir hale gelmişti.

Eski medeniyetlerin tahıl stokları yaptıklarını biliyoruz. Küreselleşme politikaları ile TMO gibi kamu kuruluşları birçok gelişmekte ve az gelişmiş ülkede ya tamamen özelleştirildi ya da Türkiye’de olduğu gibi zayıflatıldı. Tahıllarda kamu stokları olmayınca, fiyatlardaki artışı tutmak mümkün olamıyor. Küresel iklim değişikliğini hafife alan bir ülke olarak sonunda saman ve sap ithal etmek zorunda kalmamız acıdır.

Gıda krizi; tarım ürünlerindeki spekülatif hareketler, küresel iklim değişikliği ve tarım ürünlerinin yakıt olarak kullanılmasının birlikte bir ürünü olarak ortaya çıktı. Özelleştirmeler sonucu stokların artık kamu yerine çok uluslu şirketlerin elinde olması bu aşırı fiyat oynamalarında çok belirleyici olmaktadır. Çoğu gelişmiş ülkelerde oturan ve elini hiç buğdaya veya pirince değdirmeden borsalardan bilgisayarlarının başında gelecekte gerçekleşecek alımlar ve satışlar yapanlar vardır. Bunlar yeni av alanları olarak gıda ürünlerini seçtiler. Bu çevreler koşullar uygun olduğunda istedikleri rüzgârı estirebiliyorlar.

Ancak şüphesiz küresel iklim değişikliği ve özellikle mısırın tarımsal yakıt olarak kullanılmasının da bu gıda krizinde payı vardır. Aslında ABD Tarım Bakanlığı’nın bir raporu bile mısırdan elde edilen etanolün doğayı koruma bağlamında hiçte bir işe yaramadığını ortaya koyuyor. Çünkü mısır üretiminde de petrol kullanılıyor.

Ne yapılabilir?

Ülkesel stoklar kadar uluslararası ortak gıda stokları da oluşturulabilir. Çiftçilerin de kooperatifler vb kuruluşlar aracılığı ile yerel stoklar oluşturmaları konusunda yardıma ihtiyaçları vardır. Japonya, Güney Kore ve Çin 2011’den bu yana pirinçte önemli düzeylerde güvenlik stoku oluşturmuştur.

Dünya ticaret örgütü tarımdan elini çekmelidir. Gelişmekte olan ülkeler tarımlarını özgürce geliştirme hakkına sahip olmalıdır. Tarım ürünlerinde her ülke yeterli kamu stoku yapabilmelidir. Ülkemizde TMO gibi kuruluşların temel gıda ürünlerinde yeterli stoklar yapmasını gerçekleştirecek şekilde önlemler alınmalıdır. Tarım satış ve diğer kooperatiflere ürün alımı için düşük faizli kredi verilmeli.

Küresel iklim değişikliğini durdurmak için tarımda da yapılacak şeyler vardır. Endüstriyel tarım küresel ısınmada çok büyük bir paya sahiptir. Yerel üret, yerel tüket anlayışını hâkim kılabilmek için küçük ve orta tarım işletmelerinin yok olmasını önleyecek önlemler alınmalıdır. Tarımsal desteklemeler küresel şirketlerin hegemonyasını önleyecek tarzda tasarlanmalıdır. İkinci konu ise küresel iklim değişikliğinin orta vadede durdurulamayacağı gerçeği karşısında buna uyum gösterme çabalarının gerekmesidir. Yerel tohumlara önem verme, su hasadı gibi yöntemlerle bunu yapmak mümkün iken 2006 yılında çıkarılan tohum kanunu ile yerel tohumların köylülerce satışına yasak getirildiğini görüyoruz.

Su sorununun ileride şiddetleneceği görülebiliyor. Konya ovasını sulamak için başka havzalardan su getirtme düşüncelerini çıkar yol olarak görmüyorum. Bu işlem daha çok enerji kullanmayı gerektireceği için küresel ısınmayı arttıracak. Önümüzdeki dönemlerde ise enerjinin pahalanması nedeniyle hiç yapılamaması mümkündür. Çözümü başka yerlerde aramalı. Su hasadı, toprağın suyu tutmasını sağlayacak teknikler, yerel tohum çözümlerden bazıları. Kısacası agro – ekolojik tarım tekniklerine ihtiyaç var.

 

Bir cevap yazın