Kültür ve Tarih Penceresinden Turizm

Kültür ve Tarih Penceresinden Turizm

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu coğrafyası, tarih yapma becerisini, değişik medeniyetlerin bıraktığı tarihi – kültürel izleri koruma ve yaşatma konusunda gösterememiştir. Her türlü ilgisizliğe, korumasızlığa rağmen günümüze kadar ulaşabilmiş tarihi ve kültürel zenginliklerimizde anıtsal hale gelmiş birkaç yapının dışında kalan yapılar anakent şehirlerdekiler getirim ‘rant’ için küçük kasaba ve köylerde kalanlarda bakımsızlıktan ve ilgisizlikten dolayı günden güne yok olmaktadır.

Ülkemizin değişik bölgelerinde son yıllarda yaygınlaşmaya başlayan kültür, tarih turizmi ne yazık ki yeterli seviyede değildir ve hak ettiği ilgiyi görememektedir. Genel olarak ilgi gören yerlerde ülkemizdeki kültür yozlaşmasına ve geleneksel aile değerlerimizin yok olmasına katkı sağlayan uyduruk TV dizilerinin çekildiği tarihi mekânlarda sanatçı demeye dilimin varmadığı insanların görünmesi ile ilgi görmeye başlayan yerlerde kısa zaman sonra unutulmakta, kaderine terk edilmekte. Her an iletişim ve yolları ile topluma pompalanan üretmeden tüketme alışkanlıklarımız daha ileri seviyelere giderek Anadolu’daki değişik uygarlıkların bize miras bıraktığı tarihi ve kültürel varlıklarımızda günden güne yok etme ve tüketme noktasına getirmektedir. Günümüzde toplumları ekonomik olarak bağımlı hale getirip kolay yönlendirmenin, yönetmenin bir yolu da toplumları aynı zamanda hafızasız bırakmaktan geçiyor.

Bunun örneklerini geçtiğimiz yıllarda hep beraber gördük yaşadık. 1991 yılında Irak’a saldıran ABD bir çok höyük üzerinde Irak’a ait uçaksavarlar bulunduğu gerekçesiyle bombalanmıştır. 2003 yılında ikinci defa yaptığı saldırıda ise Irak topraklarından çıkmış, 170 bin tarihi eserin bulunduğu Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesi yağmalandı. Amerika’nın saldırısı sonucunda insanlığın binlerce yıllık ortak kültürel ve tarihi mirası da ya yok oldu ya da çalındı. Bağdat Müzesi tüm Mezopotamya kültürlerinin; Asur’un, Bâbil’in, Sümer’in en önemli eserlerinin yer aldığı, depolandığı, dünyadaki en zengin müzelerden biriydi. Eski Ninova kenti ve Bâbil’den kalma eserler, Sümerlere ait heykeller, tabletler, Ur ve Akad kral mezarlarından çıkan her şey, Asur rölyefleri ve 5 bin yıllık çivi yazısı tabletler. Bu tabletler arasında da ilk yazılı kanun metni sayılan Hammurabi Kanunları’nın bir parçası… Dünyanın öte başından başka ülke topraklarına saldıracak askeri gücü ve planı olan bir devlettin dünya kültür mirasının bir zenginliği olan Bağdat Müzesi’ni bilinçli olarak yağmalatmasının altında o toplumun tarih ve kültür hafızasını yok etme planı yok mudur!

Bu soygun ve talan sonrasında Bağdat Müze Müdürü Abdül Ridhar “Bir ülkenin kimliği, tarihteki değerleri ile uygarlıklarına bağlıdır. Eğer bir ülkenin uygarlığı bizim burada olduğu gibi yağmalanırsa, tarih sona ermiş demektir. Lütfen Başkan Bush’a söyleyiniz: Irak halkına özgürlük getireceğini söylemişti. Ancak, bu durum özgürlük değil, insanlığı aşağılayıp yok etmektir.”

Her yönüyle geçmişini bilmeyen kişiler gibi toplumlarda tarih ve kültürlerini korumayı, yaşatmayı beceremese geleceğine ışık tutacak yetenekten mahrum kalırlar. Gelecek nesillere bu mirasın ulaşabilmesinin yolu bu eserlere sahip çıkmakla olur. Genel olarak korunabilmiş Anadolu’daki tarihi ve kültürel zenginliğimizi burada anlatmak yazının amacını aşacağından hemen yanımızda güzel Bolu’muzun ilçelerinden tarihi dokusu büyük oranda bozulmadan günümüze kadar ayakta kalabilmiş yerlerimizden biride Mudurnu ilçemizdir.

İki binli yıllarda Mudurnu Tavukçuluk firmasının ekonomik krize girip kapanmasıyla zorunluluktan başlayan kültür ve tarih turizmi başlandığından bu yana epeyce mesafe almış olmasına rağmen henüz istenilen seviyede değildir. Tarihi ve kültürel yapıları koruma amaçlı yapılan restorasyon çalışmaları devam ederken kasaba insanına turistik amaçlı gelir getirecek ve o eserleri yapılaşama kültürü, mimarisi, otantik, folklorik değerleri yeme içme kültürünü yaşatmak gereklidir.

Ve gelen konuklara bu değerleri tam anlamlıyla yansıtabilmek için yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yöre insanı bilinçlendirilmeli şimdilik yetersizde olsa restorasyonu yapılan konutların işlevsel hale getirilmesi sağlanmalıdır. Bu konuyu sadece yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakmadan devlet politikası haline getirilmeli, ilçeye ulaşımı sağlayan yolların bir an evvel bakımı ve genişletme çalışmaları yapılmalı oluşabilecek talebe göre de ilçede yerel yönetimler tarafından park sorunu için alternatif çözümler üretilmelidir.

Profesyonel rehberlik hizmetleri geliştirilmeli, gelen konukların rahatça kullanabileceği temiz ve hijyen genel alanlar oluşturulmalı, çevre temizliğine özen gösterilmelidir. Yöresel yemek vb. ürünlerin sunulduğu mekanlar yaratılmalı, yöresel ürünlerin satışa sunulduğu otantik pazarlar geliştirilmeli bu satışları yaparken de alış veriş yapanlarda bir seferlik parası alınacak müşteri gözüyle değil evimizin misafirleriymiş gibi hareket edilmelidir.

Kasabanın tarihi ve kültürünü anlatan broşür belge vb. doküman hazırlanıp bilgiler anlatana göre değişen değil standart hale getirilmelidir.  Mudurnu ve çevre köylerde bulunan ve değişik medeniyetlerin bize bıraktığı zenginlik olan arkeolojik değer taşıyan tarihi ve kültürel varlıklarımızı toplayıp gelen konukların görüp inceleyebileceği açık ve kapalı kasaba tarihi müzesi oluşturulmalıdır.

Mudurnu ismini aldığı kale bir an evvel onarılıp işlevsellik kazandırılmalı. Bir yandan bu ve benzeri konuların eksikliği tamamlanırken basın yayın yolu ile kasabanın tanıtımı yapılmalı Mudurnu isminin sadece tavukçulukta marka olmuş bir isim değil, tarihi ve kültürel zenginliğiyle de her türlü ilgi ve desteğe değer olduğunu dünyaya duyurmalıyız.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş / Mudurnu 2010 Güz

Bir Cevap Yazın