İklim Afetlerinin Sayısı ve Şiddeti Artabilir!

İklim Afetlerinin Sayısı ve Şiddeti Artabilir!

TEMA Vakfı, 28 Kasım – 9 Aralık 2011 tarihleri arasında Güney Afrika’nın Durban kentinde yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 17. Taraflar Konferansı (COP17) görüşmelerini izliyor.

Görüşmelere TEMA Vakfı adına katılan TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’in bildirdiği izlenimler, iklim değişikliğinin insanlığın bugüne dek karşılaştığı en büyük tehdit olduğunu bir kez daha kanıtlar nitelikte.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin özel olarak hazırladığı ‘İklim Değişikliğine Uyumun Geliştirilmesi için Ekstrem Olayların ve Afet Risklerinin Yönetimi’ konulu bilimsel rapor, 18 Kasım 2011 tarihinde son şeklini aldı. Durban’da kamuoyuna açıklanan rapora göre; 21. yüzyılda şiddetli yağışların artışı, tropikal siklonların oluşma sıklıklarının aynı kalması ancak yıkıcı kuvvetlerinin artması, kuraklık olaylarının şiddetlenmesi ve büyük kütle (yamaç, toprak, buzul) hareketlerine bağlı afetlerin artmasına tanık olmaya devam edeceğiz.

TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, açıklanan raporun çok önemli olduğunu belirtmekle birlikte geleceğe yönelik modellemelerin yüksek doğrulukla yapılmasının henüz mümkün olmadığını belirtti. Türkeş, “Bu değişikliklerin modellere dayalı olarak kestirilmesi, aşırı olayın çeşidine, bölge ve mevsimine, gözlem verilerinin niceliğine ve niteliğine ve bunları oluşturan ve yöneten süreçlerin anlaşılma düzeylerine yakından bağlıdır. Bu yüzden de bu kestirimlerin yüksek doğrulukla yapılabilmesi henüz kolay değildir” dedi.

İklim değişikliğinin hem bölgesel hem de küresel anlamda aşırı iklim ve hava olaylarının gerçekleşme sıklığı, zamanlaması, uzunluk ve şiddetini değiştirdiği uzun zamandır biliniyor. Bu değişimler Türkiye’de de özellikle 1990’lı yıllarla birlikte donlu günlerin azalması, sıcak günlerin ve gecelerin sayısının, gece en düşük ve gündüz en yüksek hava sıcaklıklarının artması, başka bir deyişle genel olarak sıcak hava dalgalarının sıklığının ve şiddetinin kuvvetlenmesi şeklinde kendisini hissettiriyor.

İklim değişikliği bir – ölüm kalım meselesi

İklim değişikliği araştırmalarının sonuçları gösteriyor ki; bu değişiklikten en çok sera gazları salımında tarihsel süreçte en düşük bir paya sahip olan gelişmekte olan ülkeler etkileniyor. Bu yüksek zarar kendisini hem (GSMH ile orantılandığında) ekonomik alanda, hem de ölümler noktasında gösteriyor. Araştırmalara göre 1970 – 2008 yılları arasında doğal afetlerin neden olduğu ölümlerin % 95’inden fazlası gelişmekte olan ülkelerde yaşandı. Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Jacob Gedleyihlekisa Zuma da, iklim değişikliğinin “gelişmekte olan ülkelerde yaşayan halklar ve Afrikalılar için bir ölüm kalım konusu olduğunu” belirtti. Zuma, konuşmasında konunun aciliyet ve önemine bir kez daha dikkat çekti ve  “Afrika’da son zamanlarda kıyı bölgelerinde olağandışı ve şiddetli taşkınlar artıyor ve bu durum insanları doğrudan ve çok ağır etkiliyor” dedi.

Küresel sıcaklık yükselmesi 2 Co’nin altında tutulmalı

Konferans Başkanı olarak seçilen Güney Afrika Uluslar arası İlişkiler ve İşbirliği Bakanı Maite Nkoana – Mashabane, Durban’ın bir “somut çözüm yeri olması gerektiğini” belirtti. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Yürütme Sekreteri Christiana Figueres de hükümetlerin Durban’da iki konuda önemli adımlar atması gerektiğine dikkat çekti. Figueres’e göre Durban’da, yapılan toplantıda  gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum çabalarına yardımcı olmaya yönelik bugüne değin ulaşılan en kapsamlı finansman ve fon paketinin tamamlanmalı ve 2010’da Cancun’da düzenlenen COP 16’da kararlaştırılan sera gazı salımlarının artışını sınırlandırmak ve azaltma kararları uygulanmalı. Figueres’e göre bunun için Yeşil İklim Fonu’nun birinci evresinin kabul edilmesi gerekli.  Ayrıca, hükümetlerin iklim değişikliğiyle savaşım, iklim değişikliğine uyum ve etkilerin azaltılması gibi eylem ve etkinliklerde kullanmaları için 2020 yılına kadar sağlanması öngörülen 100 milyar ABD Doları’nın da ivedilikle kullanılabilir kılınmalı. Figueres’in dikkat çektiği bir başka nokta da küresel sıcaklık yükselmesinin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin nispeten az gerçekleşeceği bir düzeyde, 2 Co’nin altında (tam olarak 1.5 Co’yi geçmeyecek biçimde) tutulması konusunda ortak karar alınması.

Kyoto Protokolu’nun bir geleceği var mı?

TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Durban Konferansı’nın en önemli görevinin ‘Kyoto Protokolu’nun Bir Geleceği Var mı?’ gibi yaşamsal önemi olan bir sorunun yanıtlanması ve bu geleceğin ne olacağına karar verilmesi olduğunu belirtti. Türkeş şöyle devam etti: “Bu aynı zamanda, hükümetlerin sera gazı salımlarını azaltmaya yönelik daha geniş kapsamlı bir antlaşma konusunda uzlaşmaya hazır olup olmadıklarıyla da yakından ilgili. Sonuçta önemli olan, küresel iklimin korunması ve Yerküre’nin her zaman yaşanabilir bir gezegen olmasına yönelik küresel uzlaşmaya varılmasıdır. İklim değişikliğiyle savaşım ve uyum konusunda gelişmekte olan ülkelere ciddi finansman ve teknolojik yardımlar yapılması zorunludur” dedi.

TEMA Vakfı, Güney Afrika’nın Durban kentinde yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 17. Taraflar Konferansı’nı (COP17) izleyen TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’in izlenimlerini paylaşmaya devam edecek.

 

Bir cevap yazın