Cüzamlı Bir Çocuğun İlk Adı

Düşünmek istediği bu değildi. Aradığı cümleleri günlerce toparlamaya çalıştı. Bir derstir zaman derdi o. Sürekli çalışılması gereken bir ders. Kendin için nefes alacaksan sadece niye doğasın dünya’ya?. Niye aşk koksun evin kapısı? Yine haklı dedi ve sustu. Haklı! Geceleri uyumadan ibadet edercesine okudu yıllarca. Onu izledi, konuşmalarını dinlemekle kalmadı dokunmaktan da endişe etmemeye başladı. Çekingen günden sıkılmıştı. Korkmaktan da. Öyleyse dalmalı nefes nefese. Çocuklar gerçek bir de zorbalık, şiddet, öfke. İşte tüm bunlar sözlükten çıkıp sokakları, düşünceleri teslim almaya kalkıştığında oradaydı. Karnında kalmasına izin vermediği o küçük, sıcak öpücüklere boğmadan istekle gitmişti hatırladı. Devam etti sabahlara şarkı söylemeye, aynaya bakmaya. Ama kalemle ama olanca sakinliğiyle anlattı. Konuşturmak istemediler bir keresinde. Kürsüye çıkamadı. Belki çıkmadı. Tutarlıydı tedavisi mümkün hastalıklar gibi.

Dudaklarındaki kırmızı ruj, bedenindeki özgürlük ateşi taşıyordu. Gören olmadı. Herkesin dilinde noktası ayarlanmış cümleler yıkadı ortalığı. Övgülerden uzak özgürlüğe kardeş kadın el sallarken okşadı rüzgârı. İçinden sabır dedi diğeri. O ve o. İki kardeş. Konuşmamışlar mıydı sahi? Bütün yalnızlıklarda, tokat yediklerinde buluşmamışlar mıydı soğuk, beyaz koridorlarında taş binanın? Asla yitirmeden özgürlüğün ıslak, sonsuz güzelliğini. Kaçıp gitmeden çaresizlikler. Sadakaya dönüşmeden şefkat aynı bakışlarla sarıp sarmaladı kırk örgülü ‘Fadik kızın’ gülücüklerini. Ona kumdan kaleler yapmasını öğretti, yıkılmayan. Dimdik durmasını gösterdi kötülüklerin, cehaletin ara sokaklarında. Bilimin, cevapsız soruların peşine düştüğünde nasıl ana kucağı olabileceğini yineledi defalarca. Ve ısrarla bıkmadı canı acısa bile nefes olmaktan.

Siyah beyaz ekrandan hatırlıyordu her şeyi. Cüzzam, yalan yanlış film karelerinde kaldı. Genç bir kadın, beyaz bir önlük. Sakin, duru o ses silinmedi hiç. Şimdi gitmek istiyordu. Karar verdiğine inandı. Kızsalar da bu cümleyi değiştirmeyecekti Güçlü olmasını öğretmeni olmasa da “Türkan Saylan” hatırlatmıştı bir yıl önce geldiği ALLIANOI, HASANKEYF, MUNZUR, ZEUGMA standında. İstanbul kitap fuarı’nda yürümenin, toprağın hatırını sormakla eş anlamlı olacağını söylemişti. Evinden yoksul büyütülen bütün çocuklar yine aynı şarkı dillerinde harflerin yerini değiştirdiler ve kendi dillerinde veda ettiler hocalarına.

Saygıyla!

İZMİR…

Bir cevap yazın