Bedevi Kafasıyla Teknoloji İle Buluşmak!

Bedevi Kafasıyla Teknoloji İle Buluşmak!

Yazacak konu çok hangi birini yazsam diye düşünürken… Nasihatten anlamak için musibet gerekmez ama sokakta beklerken yanımdan geçen iki gençten biri içtiği sigarayı, üstelik söndürmeden yere attı ve yürümeye devam etti.

Arkasından seslenip “amcası bir şey düşürdün” dedim. Bana bakarak düşürmedim dedi, attığı sigarayı yerden alıp hemen yakındaki çöp konteynırına attıktan sonra ben sana söylüyorum, senin yanında da başkası atarsa sen de ona söylersin dedim. IQ seviyesi yeterli olmadığından yapılan davranışı anlamayıp, “ben neden başkasına söyleyecekmişim?” diye söylenerek gitti. İçinden de başka şeyler homurdandığı kesin. Benim ne düşündüğüme gelince; kendi kültürünü geleneğini aile değerlerini ‘modernlik’ adı altında pervasızca tüketen bir toplum seksen dokuz yılda kendi vatandaşını yaratamamış bir rejim ve liderlerinin birbirlerini çölde kutup ayısına kovalattıkları bir acayip memleket.

Geçmişte atalarımızın yaşam ve davranış biçimine ait bize örnek olacak birçok konu var tabi. Bir iki tanesini hatırlatmak isterim; atalarımız cebinde mendil taşıyıp yere tükürmediği ve ayıp karşıladığı zamanlarda o günün Avrupalısı bırakın tükürmeyi, başka pisliklerini camlardan aşağı attığı için şemsiyeyi icat etti. Atalarımız han, hamam, tuvalet yaparken aynı küvette on kişi yıkanan Avrupalı pis kokudan kurtulmak için parfümü icat etti. Yazının tam başlığı ‘Bedevi kafası ve kıl çadır kültürüyle teknolojiyle buluşmak’ olacaktı ancak bizim dağda gezen, yaşayan Yörüğümüzün, çobanımızın doğaya saygıdan yaktığı ateşin yeri bile belli olmazdı, onlara saygısızlık etmiş olurum diye yazamadım.

Mevzu uzun yaz yaz bitmez değerlerimizi yitire yitire geldik bu güne… Yere tükürmeyi ayıp sayan atalarımız dünyayı yönetirken bu gün elinde ne varsa doğaya atan, geri dönüşümü bilmeyen, okumayan, doğayı gözlemlemeyen, kan vermeyen, organ bağışlamayan, sivil oluşumlara ilgi göstermeyen hakkını, hukukunu gerçeklere göre değil, işine geldiği davranan aklını fikrini başkalarına ipotek etmiş bisiklet tamir edemeyecek alet edevatı üretemeyen bir toplumun ipleri Hans ve Coni’nin elinde olur. İstedikleri zaman da işlerine nasıl geliyorsa Karagöz Hacivat gibi oynatırlar.

Yukarıdaki yazımı yazma nedenim, her an her yerde karşılaştığımız olumsuzluklara karşı bir nebze olsun katkım olabilir diye düşünmemdir. Bu vesile ile son günlerde sosyal medyada paylaşılan Ahmet beyin ve Ayşe hanımın günlük yaşamından kısadan hisse…

Ahmet Bey, sabah saat 7.00’de
Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.
Puffy yorganını kaldırdı.
Hugo Boss pijamalarını çıkarıp
Adidas terliklerini giydi.

WC’ye uğradıktan sonra banyoya geçti.
Clear şampuan ve
Protex sabunuyla duşunu aldı.
Colgate ile dişlerini fırçaladı.
Braunn ile saçlarını kuruttu.
Bill’s gömleğini ve
Pierre Cardin takımını giydi.
Lipton çayını içti.
Sony televizyonda medya özetlerini ve
Flash haberleri izledi.
Citizen kol saatine baktı. Aile fertlerine
‘Bye’ deyip
Peugeot otomobiline bindi.
Blaupunkt radyosunu açarak,
Rock müziği buldu. Ağzına bir
Polo şeker attı. Şehrin göbeğindeki
Mega Center‘daki ofisine varınca,
Toshiba bilgisayarını çalıştırdı.
Microsoft Excel‘e girdi.
Ofisboy‘dan
Nescafe‘sini istedi. Saat 10.00’a doğru açlığını yatıştırmak için
Grissini yedi. Öglen
Wimpy’s Fast Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü,
Coca Cola ve

Hamburgeri mideye indirdi.
Camel sigarasını yakıp
Star gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı
Image Bar’a uğrayıp
JB’sini yudumladı, sonra köşedeki
Shopping Center‘a uğradı. Eşinin sipariş ettiği
Ariel deterjan,
Ace çamaşır suyu,
Palmolive şampuan,
Gala tuvalet kâğıdı,
Sprite gazoz ve
Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı.
Bonus kartıyla ödemeyi yaptı. Hafta sonu eşi Münevver’le
Galleria‘ya giden Ahmet Bey,
Showroom‘ları dolaşıp
Converse ayakkabı,
Lee Cooper blue jean satın aldı. Akşam evde bir gazetenin verdiği

TV Guide’a göz atan Ahmet Bey, kanallar arasında
Zapping yaparak,
First Class,
Top Secret,
Paparazzi gibi programlar izledi. Aynı anda
Outdoor dergisini karıştırdı.

Uykusu gelen Ahmet Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti. ‘Ne mutlu Türk’üm diyene! diye gerindi ve uyudu. Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.

10 Kasım 2012

Bir cevap yazın