Aslı İle Gamze

Aslı İle Gamze

Olimpiyatlarda Aslı altın, Gamze gümüş madalya aldı. Artık bu ülkenin sevgili çocukları olmaya hak kazandılar. Başbakan ilk kutlayan oldu. Onlara dua ettiğini söyledi. Aslı çok gururlandı. Nasıl gururlanmasın? Koskoca başbakan telefon ediyor, hiç işi yokmuş gibi onu izliyor, kazanırken tanık oluyor. Bu az şey mi?(!)

İzleyen herkesin de fark ettiği gibi, Aslı Antalyalıymış. Gamze de Eskişehirli. İkisi de yoksul aile çocukları. Hatta Aslı’nın kontörü bitiyor, annesini arayamıyor, annesi “Biz ararız” diyor. Yoksul halk çocukları ancak koşma çalışması yapabilir. Yoksulluk başka spor dallarına izin vermez. ABD’de de yerliler kazanır hep koşularda. Hatta bir fıkra üretmişler bu konuda.

‘Zenciler neden uzun bacaklıdır ve dünyada koşu yarışlarını neden onlar kazanır? Beyaz adamdan kaçması için, Tanrı onları uzun bacaklı yaratmıştır. Onlar da beyaz adamdan kaça kaça koşmaya alışmıştır.’

Aslı’nın da Gamze’nin de ailesi Londra’ya gidip yarışları izleyemez. Bunu dert etmezler, çünkü öyle bir talepleri de beklentileri de yoktur. Aslının kameralara söylediği bir cümle çarpıcıydı. ‘Biz acılardan zevk alıyoruz. Dert edinsek başaramayız.’ Aslında bu cümlenin üstüne bir şey söylemeye gerek yok. Hasan Hüseyin’in dediği gibi, halk ‘acıyı bal eylemeye’ alışıktır.

Siz hiç varsıl çocuklarının koşu yarışlarına katıldığını gördünüz mü?

Ben görmedim. Nerede koşu yarışı varsa yoksul çocukları katılır. Bu dalın pek masrafı yoktur. Bacaklarından başka sermaye istemez. Zaten yoksul çocukları fast food yiyemedikleri için kiloları da olmaz.  Sistem bu dalı yoksullara bırakmıştır. Halkın çocukları da böylesi başarılarla umutlanır, başka alanların da açılacağını sanır. Umut fakirin ekmeği, geveze bir kuş gibi içinde cıvıldar durur.

Yarışma halkın çocukları için bir ömür sürer aslında. Başaramayınca, kendini suçlar. Sistemin oyununu fark edemez, hep kendi başarısızlığı sanır. ‘Beceremedim, ondan oldu’ diye hayıflanır. Okula girebilmek için yarışır. Sınıfı geçebilmek için yarışır. İşe girebilmek için yarışır. Hatta evlenebilmek için bile yarışır. Bu yarış, kardeşçe paylaşımı yok eder. Paylaşım duyguları nasırlaşır. Yarıştıkça karşısındakini sevmekten vazgeçer. Hep rakip gibi görmeye alışır. Böylece sınıf bilinci de oluşamaz, örgütlenemez de. Yaşamın ortasında, yüzme bilmeyenin denize düştüğü gibi, yılanlara sarılmak zorunda bırakılır. Yılanların eksikliğini de pek çekmez. Çevrede istemediği kadar çoktur.

Yaşam koşusunda umutsuz kalınca, devreye şans oyunları girer. Bir süre de onlarla oyalanır. Sistem insanları oyalayacak şeyleri hep bulur. Halk uyurken ve umut düşlerine dalmışken, atı alan Üsküdar’ı geçer gider. Aslında ne denli koşarsa koşsun, hedefe bir an bile ulaşamaz. Çünkü tek başına ve örgütsüzdür. Gerçek dostunun olmayışını da yanlış yorumlar. ‘İnsanlar kötüdür, kaderi kötüdür’ vs. Yine de sizleri yürekten kutluyorum Aslı ve Gamze, siz direnmeyi kazandınız. Bu da en büyük ödüldür.

Bir cevap yazın