Aşkı Memnu

Dizinin başrol oyuncusu Selçuk Yöntem, Almanya’ya gitmiş. Salonda konuşurken, izleyicilerden bir kaçı eline, cebine “Karın seni aldatıyor” yazan küçük kâğıtlar tutuşturmuşlar. Şaka gibi, ama onların şaka yaptığını sanmıyorum. Biz bu ülkede kötü rolde oynayan oyuncunun saldırıya uğradığını da, hakaret edilip yüzüne tükürüldüğünü de gördük. Anacığım okuma yazma bilmezdi. İzlediği filmde oyuncu öldüyse onu gerçekten öldü sanır, başka bir gün, başka bir filmde görünce şaşırırdı. Toplum olarak gerçekle düşü birbirine karıştırmasak, bu denli zengin bir ülkede yoksul yaşar mıydık?

Aşkı Memnu dizisinde güçlü bir aşk yaşanıyor. Adnan Bey’in arkadaşının oğluyla karısı arasında. Aşk; önüne geçilemeyen bir duygudur. Pazarlıkla, düşüne düşüne, hesaplayarak, araştırarak da âşık olunmaz. Görür görmez yüreğine bir ateş düşüverir. O öyle bir ateştir ki, insanı sihirli bir değnek gibi baştanbaşa değiştirip en kötü insanı bile yola getirir. Aşkı yaşayan insan artık bir daha kötülük etmeye yüreği el vermez. Ruhu incelir, yani gerçek insan olur. Çevremizdeki paragöz, acımasız, insanlık suçu işleyenlerin yaşamında hiç âşık olduğunu sanmıyorum. Yani kısaca aşk, korkulacak değil, gökten kapılacak bir duygudur. Keşke herkes birilerine âşık olsa da açlıktan öleceğine, aşkından ölse.

Ayrıca aşkla yapılan her işte başarı, güzellik, iyilik vardır. Sanırım öfkelenenler, aşk ile seksi karıştırıyor. Hani bazen kuytu köşelerde seks yaparken yakalananlara da “Aşk yaparken yakalandı” diyorlar ya. Oysa onların aşkla uzaktan, yakından ilgisi olamaz. Aşk olabildiğince masum, bir o kadar da güçlü bir duygu. O nedenle kimse aşkın önüne geçemez.

Eskiden insanlar destansı aşklar yaşamış. Onları dinlemeyi, okumayı hepimiz seviyoruz, ama bize abartılı gibi geliyor. Oysa aşk olmasa, şarkılar, türküler de olamazdı. Duygusal bir türkü ya da şarkı duyunca, eşlik edip düşlere dalıp gitmiyor muyuz? Âşık olamadıysak bile yüreğimizin derinlerinde küsmüş beklemiyor mu?

Burhan Sönmez’in dediği gibi “Bu hayat, büyük fikirlere olduğu kadar, sonsuz aşklara da imkân vermiyor. Kimsenin, hayalleri peşinde koşacak hali yok. Daha baştan yenilmiş savaşçılar gibi, kılıçlarını toprağa gömdüler.”

Bildiğim bir gerçek var ki; o da aşkın ve aşk filmlerinin insanın ahlakını bozmadığı. Oysa mecliste yumruklaşan milletvekillerinden, “Ülen” diye bağıran reklâmlardan, halkının gözünün içine baka baka yalan söyleyen yöneticilerden o kadar emin değilim. Filmin yerine onları mı kaldırsak? Ne dersiniz?

Bir cevap yazın