Yine İhbar! Yine Mersin Limanı! Yine GD0 Şüphesi! 

Yine İhbar! Yine Mersin Limanı! Yine GD0 Şüphesi! 

Basında 14 Mart 2015 tarihi itibarıyla yer alan haberlere göre, Kanada‘dan Mersin Limanı’na mercimek getiren bir gemi, ürünün GDO’lu olduğu yönünde yapılan ihbar üzerine bekletilmektedir. 10 Şubat 2015 tarihinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na yapılan ihbar üzerine yetkililerin numune aldığı, yapılan analizinde GDO’lu çıktığı, ancak bir aydır raporun yazılamamasının şüphelere yol açtığı belirtilmektedir.

g

Hatırlanacağı üzere, yaklaşık bir yıl önce yine aynı limanda GDO’lu pirinç ihbarıyla başlayan süreç, bakanların çelişkili açıklamaları ile devam etmiş, laboratuarlar arasındaki çelişkili sonuçlar ve İTÜ Rektörü’nün mahkeme tarafından görevlendirilmiş laboratuarlarının yetersiz olduğunu beyan ederek analizden çekildiklerini açıklaması ile skandal daha da büyümüştü. Mahkeme sürecinin gizlilik kapsamına alınmasından dolayı süreç artık kamuoyu tarafından takip edilememektedir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı’nın o günlerdeki ‘dünyada ticarete konu GDO’lu pirinç olmadığı, bu nedenle o pirincin de GDO’lu olamayacağı’ yönündeki açıklamaları kamuoyunu tatmin etmemiştir. GDO‘ya Hayır Platformu her zaman olduğu gibi o dönemde de gerçekleri halkımızla paylaşmış, ticarete konu GDO’lu pirinç üretimi olmasa da pirincin de genetiğinin değiştirildiğini, AB ülkelerinin sınır ve market kontrollerinde  GDO’lu pirince ve ürünlerine rastladığı belirtilmiştir.

Yaşanan mercimek vakasında da muhtemelen aynı konunun altı çizilecektir; ‘dünyada ticarete konu GDO’lu mercimek üretimi yoktur.’ Dünyada ticarete konu mercimek üretimi olmasa da mercimeğin de genetik yapısı değiştirilmiş, yabancı ot ilaçlarına dirençli hale getirilmiştir. Yapılan analizde rastlandığı belirtilen ‘imazamox’ da yabancı ot ilacı etken maddesidir. Kanada’nın Manitoba, Saskatchewan ve Alberta eyaletlerinde BASF firması tarafından 1999 – 2002 yılları arasında deneme tarlalarında GDO’lu mercimek (RH44) üretimi gerçekleştirilmiştir.

GDO‘ya Hayır Platformu olarak bir konuyu önemle vurgulamak istiyoruz. Türkiye tarım politikalarına önem vermelidir. Yanlış politikalar nedeniyle halkımızı yabancıların mercimeğine mahkûm etmeye kimsenin hakkı yoktur.

Türkiye’nin mercimek tarımı yaptığı alanlar 1961 – 1980 yılları arasında 101 bin hektar ile 191 bin hektar arasında olmuş, üretim de 84 bin ton ile 195 bin ton aralığında gerçekleşmiştir. 1980’li yılların başında uygulamaya konan Nadas Alanlarının Daraltılması (NAD) Projesi kapsamında nadas alanları kullanılarak, özellikle mercimek ve nohutta ekim alanları ve üretimleri hızla artmış, ülkemiz bu ürünlerde lider ülkeler arasına girmiştir. Bu kapsamda mercimek ekim alanları 1982, 1983 ve 1988 yıllarında sırasıyla 623 bin, 650 bin ve 980 bin hektara genişlemiş, üretim de yine sırasıyla 550 bin, 650 bin ve 1 milyon 40 bin tonlara yükselmiştir.

Ancak, 5 Nisan 1994 tarihli Ekonomi İstikrar Paketi kapsamında yemeklik tane baklagiller Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO ‘çiftçinin kara gün dostu!?’) destekleme alım kapsamından çıkarılmış, mercimek ekim alanları ve üretimi azalmaya başlamış, ülkemiz süreç içerisinde mercimek dışsatımında lider olma özelliğini kaybetmiştir.

AKP Hükümeti’nin iktidara geldiği 2002 yılında 492 bin hektar alanda yapılan mercimek üretimimiz 565 bin ton iken, 2014 yılında ekim alanı yaklaşık % 50 azalmayla 249 bin hektara üretim de yaklaşık % 40 azalmayla 345 bin tona gerilemiştir. Buna paralel olarak mercimek ihracatımız her geçen yıl azalmış, ülkemiz 2009 yılından itibaren net bir şekilde mercimek ithalatçısı olmuştur. Büyük kentlerde market raflarında menşei Türkiye olan mercimek bulmak imkânsız hale gelmiştir.

Türkiye, topraklarını GDO’lu mercimek denemelerine açmış olan ve daha önce mercimek satmakta olduğu Kanada’dan son 5 yılda toplam 1,1 milyon ton mercimek almıştır. 2015 yılının Ocak ayında da 50 bin tonluk alım gerçekleştirilmiştir. Geçen yılın aynı ayında Kanada‘dan yapılan mercimek ithalatımız ise sadece 19 bin ton olmuştur. Veriler mercimek ithalatımızın ve Kanada‘dan mercimek alımımızın her yıl artarak devam ettiğini göstermektedir.

GDO’lu pirinç kâbusundan sonra halkımızın bir de GDO’lu mercimek kâbusu yaşamaması için yapılması gereken, basit bir politikayla 4,1 milyon hektara ulaşan nadas alanlarımızın tıpkı 1980’lerde olduğu gibi yemeklik tane baklagil üretiminde kullanılması ve TMO’nun alım desteği sunmasıdır.

 

GDO’ya Hayır Platformu

 

Bir Cevap Yazın