“Şehzadeler Öldürülmeseydi Osmanlı Çökerdi”

Marmara Belediyeler Birliği tarafından gerçekleştirilen ‘Osmanlı’da Eğitim Sistemi: Enderun ve Harem’ konulu seminere katılan tarihçi – yazar Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı Devleti’nde şehzadelerin öldürülmesinin devlet yararına yapıldığını belirterek, “Şehzade yaşarsa, devlet bölünecektir” dedi.

Marmara Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen ‘Osmanlı’da Eğitim Sistemi: Enderun ve Harem’ konulu seminere konuşmacı olarak katılan ünlü tarihçi – yazar Yavuz Bahadıroğlu Osmanlı’nın eğitim hayatından harem hayatına kadar bilinmeyenleri ve televizyon programları tarafından saptırılan gerçekleri anlattı.

“Osmanlı bir sistemler manzumesidir” diyen Bahadıroğlu, Osmanlı’nın çok iyi bir eğitim sistemine sahip olduğunu belirterek, “Çok iyi bir sistem kurmuştur. Bunu sadece Cumhuriyet Türkiye’sinin öğrenecekleri yok. Amerika’nın da Avrupa’nın da bundan öğreneceği çok şey var. Kanuni döneminde ilkokullar köylere kadar yaygındır. Bunu da Fransız âlimlerden biri şöyle söylüyor; ‘Her köyde mutlaka bir mektep vardır. Yalnızca erkek çocukları değil, kızlar da okumaktadır. Kanuni sonrasında İstanbul’da 2 bin civarında okul var. O zamanki İstanbul’un nüfusunun 200 bin civarında olduğunu unutmayalım” dedi.

Osmanlı’da Enderun sistemini anlatan Yavuz Bahadıroğlu, Enderun, devlet adamı yetiştirmek üzere kurulmuş bir eğitim sistemi. Osmanlı’da eğitime büyük önem verilirdi. Göreve getirilecek kişinin geçmişine aldırılmaz, liyakatine bakılırdı. Bunun en güzel örneği de Baltacı Mehmet Paşa’ydı. Odun kesme görevlisi olarak girdiği sarayda, Sadrazamlığa yükselmiştir. Devlet, anne ve baba, okul, öğretmen güvenilir olacak. Güvenilir olacak ki, çocuk onlara dayanacak ve kendinin bir kalenin içinde hissedecek. Böylelikle başarıya ulaşacak” şeklinde konuştu.

Bahadıroğlu, “Osmanlı beş konuda özgürlüklere büyük önem verirdi. İnanç, İbadet, kıyafet, seyahat ve ticaret özgürlüğü, özellikle Kanuni döneminde zirve yaptı. Yine Kanuni döneminde Hıristiyan ve Musevilere sayısız haklar verildi. Hoşgörü sahibiyken, Avrupa’dan hor görüyü öğrendik” diye konuştu.

Haremin kelime anlamı olarak ‘yasak bölge’ anlamına geldiğini belirten tarihçi Yavuz Bahadıroğlu, “Haremi gezenler bilir zaten loş bir mekândır. Pencereleri küçüktür. Az güneş gördüğünden harem halkının benzi biraz sarı olurdu. Çok keyifli bir yer değildi. Fatih kanunnamesine göre Osmanlı padişahları haftada sadece 2 gece hareme gidebiliyorlardı. Devlet adamına eğitimli eş lazım. Bunu da harem halleder. Hareme erkek giremez. Filmde gördüğünüz gibi yolgeçen hanı değildir” dedi.

Hürrem Sultan’ın dizilerdeki gibi kıyafetler giymesinin tamamen Batı kaynaklı hayal ürünü olduğunu vurgulayan Bahadıroğlu, “Dini inançları bir tarafa bırakın sarayda dekolte gezmek, ince giyinmek mümkün değildi. Duvarlar bir soğudu mu Ağustos sonuna kadar ısınmıyordu. Hürrem filmdeki gibi giyineceğim deseydi 2 ay içinde zatürre olurdu. O dönemlerde masa diye bir şey yoktu ki. Divan kâtipleri dizlerinin üzerinde yazıyorlar. Kanuni’nin önüne masa koydunuz, döner sandalye de koydunuz. Bir de laptop koyun da çağdaş Kanuni olsun” dedi. Hürrem Sultan’ın zehir şişesiyle gezdiği imajının da asılsız olduğunu belirten Bahadıroğlu, 600 senelik Osmanlı hayatında zehirlenerek ölen hiç kimsenin olmadığını söyledi.

 

Bahadıroğlu, sözlerinin sonunda, “Hürrem Sultan çok zeki bir kadındı ve Kanuni’yi etkilerdi. Ancak unutmayalım ki her kadın kocasını etkiler. Devlet sınırının başladığı yerde ise kadının sözü biter. Devleti korumak için kendi evladını öldürmeyi ve bunun vebalini göze alan bir padişahın, eşinin sözüyle hareket ettiğini nasıl söyleyebiliriz? Şehzadelerin öldürülmesiyle ilgili de bilinçli dezenformasyon yapıldığını düşünüyorum. Osmanlı tarihinde bazı şehzadelerin öldürüldüğü doğrudur. Şehzadeler öldürülmeseydi devlet bölünürdü ve Osmanlı İmparatorluğu beş senede çökerdi” diye konuştu.