Pako…

Pako…

Senin yüzünü hiç görmedim. Baban Bekir Coşkun’un yazılarından tanıyordum yalnızca ama seninle ilgili her yazıyı okuduğumda çocukluğumun en değerli varlığı olan köpeğim Kont’u hatırlardım. Benimle Araç Çayı’na yüzmeye bile gelirdi.

 Zaman zaman yaramazlık yapar, bizim köy meydanındaki Demir Çelik vardiyasına gider ve koltukların üzerine bırakılan sıcacık somun ekmeklerini yürütürdü. Ve mutad ziyaretleri her gün 3 vardiyası kalkmadan düzenli olarak yapardı. Çocukluk işte onunki de. Bir keresinde vardiyadan teybi kaybolan birisi gelip sormuştu ‘senin köpek mi aldı, acaba?’ diye…

Sonra, bir sabah kapının önünde cansız yatarken bulmuştum onu. Karabük Belediyesi itlaf ekiplerinin attığı zehirli köftelerden yemiş ve oracıkta sessiz sedasız can vermişti. Günlerce ağlamıştım. O çocuk dünyamın henüz başlamamış olan hazan mevsiminin ilk kaybıydı, köpeğim Kont. İşte ben o yazılarda hep onu buldum. Senide o yüzden belki çok sevdim.

Sevgili Pako, aslında seni birazda kıskanıyorum. Sabah vakti doğup akşamla beraber ölen, insanlar topluluğunun olduğu bu ülkede insanların çok azı ölünce ansiklopedilere girer. Ve sen ansiklopedilere girdin, Pako. Senin varlığında tüm hayvan hakları gündeme geldi. Sen onların simgesi oldun. Şimdilerde pek zehirlemiyorlar artık arkadaşlarını. Belediyeler barınma merkezi kuruyorlar. Kısmen yaşam şartları daha bir güzelleşti.

Ama bizim ülkemizde çoğu insanların yaşam koşulları en az sizinkiler kadar kötü. Dünyada da öyle… Daha geçen gün yüzlerce çocuğu katlettiler. Osetya’da, Filistin’de, Irak’ta. İnsanlar, insanlığı bitirdi. Hayvan kelimesi bizlerde bizler de bir insanı aşağılamak için kullanılırdı ya, şimdi ben sizlerden özür diliyorum. Kendi adıma, insanlık adına… Çünkü biz sizi çok gerilerde bıraktık. En yakın arkadaşlarınız çocuklar, sizi çok seviyor. Büyüklerde öyle… Ama çoluk çocuğunun gelecek kaygısında olan anne babalar, biraz ihmal ederse sizleri, onları mazur görün. Sevmediklerinden değil inanın, dedim ya yaşam koşulları çok zor bu ülkede. Okullarda milyonlarca çocuk hayvan sevgisini öğreniyor, var olan sevgilerini biraz daha pekiştiriyor. Hatta bazılarını okul kapılarına onların Pako’ları bırakıyor. Artık yalnız değilsin bu dünyada. Geçenlerde televizyonda bir sokak köpeğine çarpıp kaçan bir vicdansıza inat, bir sürü insan hep bir olup onu hastaneye götürdüler. Dernekler kuruluyor, insanlar öğütleniyor. Yani benim güzel dostum; gelecek adına umutluyum. İnsanlarımızın yaşam koşulları yükseldikçe, siz daha da güzel yaşam süreceksiniz.

Sana benim Kont’u biraz anlatayım. Oralarda rastlarsan ki, mutlaka rastlarsın, ‘seni hala seviyormuş’ dersin. Rengi sarımtırak, beyaz alaşalı (biz köyde öyle deriz) gözleri (inan çok güzel) siyah. Biz onunla susmanın diliyle konuşurduk. Dedim ya sevimli bir şeydi. Ben artık tüm köpeklere Pako diye, Kont diye bakıyorum ve sevgili dostum sizi çoooook seviyorum. Sen şimdi bana diyeceksin ki ‘ya herkes bizi çok seviyorsa, biz niye açız, biz niye ölüyoruz, biz niye işkence görüyoruz?’ Haklısın, herkes dediysem hepsi değil tabii. İnsanlar sizi seviyor derken ben, hayvan sevmeyeni insan saymadığımdandır. Demem o ki; insanları tanıyan herkes sizi daha çok seviyor dostum.

Ayın Sözü: Bir köpeğe her gün ekmek verip onu doyurmak erdem değildir. Asıl erdem, en az o köpek kadar açken yemeğini onunla paylaşabilmektir.

Sırtçantam 5. sayı, Mayıs 2005

Bir Cevap Yazın