Önde Zeytin Ağaçları, Arkasında Deniz

Hemen yolumu iki görevli kesti. “Buradan geçmeyin, bakın halka biraz ötede yer ayrıldı, orada yüzün” dediler. Ben de kıyı yasalarını anımsatmaya kalktım, “Ben burada yüzeceğim, ben halkım ve bütün kıyılar benim” dedim. Gençler bu kez “Etmeyin abla sonra bize kızıyorlar” diye dertlerini anlatmaya çalıştılar. Moralim bozuldu iyice, oradan ayrıldım.

Uzaktan gelen konuklarıma mahcup olmamak için onları Topçam’a götürdüm. Orada da girişte kişi başına üç lira alıyorlar. Ama denizi henüz telle çevirmediler. İstediğimiz yerinden yüzebiliriz diye. Gölgede bir masa bularak yerleştik. Karşımızda Sıçan Adası. Saçlarını yeşil ve griye boyamış oturan bir güzeldi. Ben onu izledikçe düşlere daldım. Bu gri yeşil ağaçlar bildiğiniz gibi zeytin. Hem de adayı büsbütün kaplamış durumda. Ama aşısız küçük ağaçlar. Hem kendileri, hem de zeytinleri küçük. Yani insan elinin değmesi gerek. Bu ağaçlar aşılansa, başkaca bakım istemezler diye düşündüm. Kurduğum düşte; Sıçan Adası’nın ve Antalya’nın girişindeki yamaçlardaki yabani zeytinleri aşılattım. Aşılar çabuk gelişir, çok hızlı verim alınır. Dağ, yamaç zeytin oluverir. Bu ağaçların halka sunulduğunu düşledim, halk yoksulluktan kurtuluverdi. Kendimi bir an Enver Hoca sandım. Hani Arnavutluk’un dağını taşını elma ağaçlarıyla donatan, ‘Halkım istediği kadar elma yiyebilsin’ diyen Enver Hoca.

Yan masa komşumuz “Bu adaya otel yapacaklarmış” dedi. Benim kurduğum düş çabucak paramparça oluverdi. Yanlış bir duyum olduğunu düşledim bu kez. Olmamalıydı, mutlaka o zeytinler aşılanmalıydı. Akdeniz’in üç bin yıldır vazgeçilmez besin kaynağı, bölge insanlarının güzellik ve sağlık iksiri zeytinden vazgeçilmemeliydi.

Zeytinin kendisi besin olduğu gibi, yaprağının çayının da birçok yararı olduğunu öğrendik. Zeytinyağı; ana sütü kadar yararlı, saçlardan dişlere, kemiklerden beyne dek vücudun her organını sağlığa kavuşturan bir mucize. Bir vitamin deposu, A;D;E ve K vitaminlerini içeriyor. Bu vitaminler sayesinde hücreleri yenileyip doku ve organların yaşlanmasını geciktiriyormuş. Kısacası sağlık aşılıyormuş.

Bizlere yıllarca vita yağı sattılar. Güzelim zeytinyağı ve tereyağını bırakarak vita yedirdiler halka. Oysa halkımız bunlara daha kolay ulaşabiliyordu. Ne idüğü belirsiz şeyleri yemektense sağlıklı besinlerimizin değerini bilelim. Şimdilik her yiyeceğin doğalını bulmak mümkün. Hâlâ topraklarımız yeterince kirlenmedi. Topraklarımız, suyumuz, güneşimiz, denizimiz büsbütün elimizden gitmeden. Hâlâ vakit varken.

Bir cevap yazın