Mudurnu Tarzanı Reşat Evran

Mudurnu Tarzanı Reşat Evran

Mudurnu’nun sevilen, renkli simalarından Reşat’ın hayatıyla ilgili yazı yazmak için bir kaç aydır çalışma yapıyordum. Böyle bir çalışmaya neden Reşat’ın kimseye zarar vermeyen hatta bizlerden farklı olarak doğadaki bütün canlılara; kurda, kuşa, köpeğe ilgi duyması ve günlük rızkının büyük bir bölümünü onlarla paylaşması idi.

Reşat’ı her gördüğümde hayvan sevgisi ile değil ama doğa ve ağaç sevgisiyle bilinen ve hayatı boyunca binlerce ağaç diken Manisa Tarzan’ı Ahmet Bedevi’yi hatırlarım. İkisi arasında pek fark yok aslında ağaç diken, kurdu, kuşu, börtü böceği, ‘insanı’ severler. Bunları sevenden zarar geldiği görülmemiştir.

Reşat’ın hayatı ile ilgili yaptığım çalışmada köy muhtarı ile yapığım görüşme de “Rabagil Ailesi’nden en yaşlı kimi bilirsiniz?’’ Diye sordum. Muhtar, “Reşat’ın ailesinden yaşlı olarak babası Mustafa Amca’yı bilirim” dedi. Köyde şöyle bir olay da yaşandığını köydeki yaşlılardan duymuştum.

Reşat’ın annesi ve yengesi kavga ederler, kavgaya amcası ve babası da karışır, kavgada Reşat’ın babası, amcasını bıçaklar ve amcası mezara, babası cezaevine gider. Böylelikle Reşat babasız büyür ve 1960’lı yıllarda babası ceza evinden çıkar. Baba oğul Mudurnu’nun Musalla Mahallesi’nde Hothotlar diye bilinen ailenin Şeyh-ül İmran yolundaki Matraca bölgesinde bulunan sayalarında 1970 – 1976 yılları arası davarlarını güderler.

Bu arada Reşat’ın babası vefat eder ve Reşat köyüne döner. Annesi Bekdemirler Köyü’nden başka biri ile evlenir. Reşat bu dönemde köyde yoz sağmal diye ayrılan köyün davarlarını gütmeye başlar. Reşat’ın bir abisi vardır. Askerliğini normal bir şekilde yapar gelir. Abisi köyde işi olanların yövmiyeli olarak işini yaparak geçimi sağlar. Reşat’ın ablası Dokurcuna gelin olur.

Reşat askere alınmaz (Konu ile ilgili Mudurnu Askerlik Şubesi ile yaptığım görüşmede neden askere alınmadığıyla ilgili bir tanı belirtmediler). Reşat bu yıllarda köyde evlerin karşısında bulunan koca çamın altına bir yer yaparak orada yaşamaya başlar ve kışın hastalanıp ayakları tutmaz olur. Köylü ve abisinin yardımı ile doktora götürülür ve köyde abisi tarafından bakımı yapılır ve iyi olur. Bu arada abisi laf arasında Reşat’a ‘bitli’ diye hitap eder ve buna kızan Reşat tüfekle abisinin kalçasına saçmaları doldurur, yaralanan abisi tedavi edilerek kurtarılır.

Reşat köyde, Mudurnu’da ve davar güderken dağlarda her türlü köpek sesini çıkararak taklitler yapar ve insanları korkutur. Bu dönemde köyde kendine ev yapmak için ağaç kesen Reşat’a ormancılar zabıt tutar ve mahkemeye verirler. Reşat mahkemede Hâkim’in karşısında aynı taklidi tekrar yapar ve Hâkim ormancılara kızarak; ‘Bu adama kadar zabıt tutacak adam bulamadınız mı?‘ Diye haşlar ve Reşat beraat eder.

Reşat, 1980’li yıllarda Sürmeli Köyü’nden her gün hiç bir araca binmeden elinde baltası ile Mudurnu’ya gelir gider köy ve Mudurnu arası 12 km’dir. Gidiş, dönüş her gün 24 km yol kat eder. Mudurnu’da pazara gelenlerin çantalarını evlerine götürür, odunlarını keserek yardımcı olur ve yapılan yardımlarla da geçimini sağlardı. Reşat yirmi yıla yakın köyden Mudurnu’ya gider gelir ve 2000’li yıllarda yolda bazı vatandaşlar önüne geçip parasını alacak olurlar. Reşat bu tarihten günümüze kadar bir daha köyüne gitmez ve Mudurnu’da Yüksek Okul’un altında pancar dairesinin yanındaki yolun altında bulunan menfeze yani yeni evine yerleşir. Yaşamını burada sürdüren Reşat günlük olarak Mudurnu merkeze gelir ve dost ahbap edindiği kimselerle konuşup sohbet eder ve para veren olursa ‘sağol’ deyip günlük nafakayı temin edince çevresinde ne kadar kedi, köpek varsa yaptırdığı etli ekmeklerin içini kedi köpeklere verir kalan ekmek kalırsa kendi yer.

Bu hayvanların günlük suyunu ve yiyeceğini eksik ettiği görülmemiştir. Keyfi yerinde olursa Mudurnu’ya gelen konuklara dilini çıkararak poz verir gününde değilse işine bak işine der savuşturur.

Reşat’la ilgili ilk anım 1982 yılı Eylül ayında Bolu – Mudurnu Yolu, Dibekhanı Sapağı’nda olmuştu. Ben Bolu’ya gitmek üzere iken, bana göre yolun sağında, Reşat’ta Mudurnu’ya gelmek üzere kendine göre yolun sağında idi. Yolda karşılıklı Kınacı Seyahati beklerken benden tarafa gel de konuşalım dediğimde; ‘Arabanın kapısı benden tarafta, sen bu tarafa gel!’ demişti.

Reşat’ın hayatıyla ilgili çalışmayı yaparken çarşıda bir gün karşılaştığımızda, ‘Bir akşam evine geleceğim izin verir misin?’ Dediğimde, ‘işine bak işine’ dedi. Umarım Reşat yaşadığı bu talihsiz olayı kısa sürede atlatarak aramıza döner ve uzun yıllar ‘herkes işine baksın’ demeye devam eder.

20.8.2011

Kaynaklar: Hilmi Korkusuz Sürmeli Köyü Muhtarı
Ahmet Kaymakcıoğlu (Hothot) davarını güttüğü ailenin oğlu.

Bir cevap yazın