Memleket Havası

Memleket Havası

Kuşkusuz herkese kendi memleketi güzel gelmektedir. Doğup büyüdüğü, sokaklarında doyasıya koşuşturduğu, yemek yemenin bile karnını doyuramazken oyunun doyurduğu yerler herkese göre farklılık göstermektedir. Her yaşam alanında bireylerin büyüyüş ve yaşayış tarzlarının farklı oluşundan kaynaklı olarak türlü türlü yaşayış biçimleri ve kültürleri oluşturmaktadır.

Kaleme almış olduğum bu eserimde sizlere kendi memleketim olan Manisa’nın Köprübaşı ilçesinin Kavakyeri Köyü’nü anlatacağım. Manisa’nın Köprübaşı ilçesine bağlı olan Kavakyeri Köyü ilçe merkezine sekiz kilometrelik bir mesafede olup il merkezine ise yetmiş sekiz kilometre uzaklıktadır.

Yaz aylarının sıcak ve hemen yanı başında ilçenin küçük çocuğu sayılabilecek Demirköprü Barajı’ndan dolayı nemli geçiren Kavakyeri Köyü kış aylarını ılık bir düzeyde geçirmektedir. Adından da anlaşılabileceği gibi ismini eskisen köyün dere kenarlarında yetişmiş olan kavak ağaçlarından almıştır. Köy küçük bir tepenin üzerine konumlandırılmış, yayla havası diye tabir edilebilecek bir konumda yer almaktadır.

Asya’dan Toros Dağları’na göçebe olarak gelen, aslen Oğuzların Bozok kolundaki Karakeçili Yörükleri’nin bir kolu şimdiki köyün yerine yerleşmiştir. Duvarları taş işçiliğiyle örülmüş, her bir duvarın genişliği yaklaşık elli santim olan, çatıların kiremit ile kaplandığı Kavakyeri’nde sokaklar dar ve nüfusun büyük çoğunluğunun ihtiyar oluşundan dolayıdır ki gayet sessiz ve sakindir. İhtiyar nüfusuna nazaran genç nüfus hiç yok denecek kadar azdır. Köyün gençleri genlikle başka şehirlerde eğitim görmektedir. Bu yüzden köy sokakları ihtiyarlara ev sahipliği yapmaktadır.

Taş evlerle çevrili sokaklar saatin 02.00 olması itibariyle şenlikleşir, sesler birer birer her evin ışığıyla beraber çoğalır. Her evde bir telaşla atıştırma yapıldıktan sonra yeni güne başlanır. İlerleyen dakikalarda köyün kasvetli ve sükûnetli havasını tarlaya gitmek için adeta birbirleri ile yarış içerisinde olan motor sesleri bozar, güzelim çiğ kokusunu egzoz dumanı bastırır hale gelir. Köy sakinlerinin kimisi büyük bir keyifle tarlasına gitmek için yola koyulurken kimisi ise tütün işlerinden bıkkınlığının bir göstergesi olarak etrafına öfke saçarak tarlasına doğru yola koyulur. Köy sakinlerinin elleri genellikle tütün işlerinden dolayı çatlamış ve emeğinin imzası olarak nasır bağlamış haldedir. Sabah ezanına doğru ilerleyen saatlerde köy tamamen sessiz ve boş durumdadır.

Saat öğleye yakın etrafı yine motor sesleri kaplamakta, geceden sabaha kadar kırılmış olunan tütünler iğnelere dizilmek suretiyle eve getirilmektedir. Nesillerdir tütün işiyle uğraşıldığı içindir ki kimse başka bir üretim denenmemiştir. İşlerin daha kötü gidebileceği ihtimalinden midir yoksa yeni ürünün satılamayacağı korkusundan mıdır bilinmez ama herkes halinden memnun bir vaziyettedir.

Kavakyeri Köyü’nün kendine has bir tarihi dokusu olmakla beraber, gün yüzüne çıkarılmamış tarihi mekânları ve ne yazık ki ilerleyen takvim yapraklarının tozlu sayfalarında kaybolmaya yüz tutmuş yapıları mevcuttur. Köyde bir zamanlar toplam üç adet medresenin olduğu bilinmektedir. Bu medreselerin duvar kalıntıları ise hala mevcuttur.

Öyle ki içlerinden bir tanesi zamanın yatılı medreselerindendir. Köy sakinlerinin yardımsever ve güler yüzlü oluşu sayesinde köye gelen misafirler daima memnuniyet içerisinde köyden ayrılmaktadır. Gelişen teknoloji ile her toplumda olmuş olduğu gibi Kavakyeri Köyü’nde de kültürel yozlaşmalar oluşum göstermiştir durumdadır. Nesillerdir devam eden geleneklerden kimisi ile bağ kopmuş, kimisi ile hala devam etmektedir.

Tüm Ege köylerinde olduğu gibi Kavakyeri’nde de varlığını sürdürmekte olan ‘keşkek’ yemeği düğünlerin vazgeçilmez tatlarındandır. Düğün zamanlarında Keşkek delikanlılarca davul ve zurna eşliğinde dövüldükten sonra, etli olarak odun ateşinde pişirilmenin ardından afiyetçe yenilmektedir. Ayrıca kuşaktan kuşağa devam eden ‘Seğmen’ adı verilen kılıçların birbirine vurulması ile oynanan yöresel oyunu günümüz çağında bile baş tacıdır.

Taş duvarların ev sahipliği yaptığı Kavakyeri tüm ihtişamı ve hoşgörüsü ile ziyaretçilerini beklemektedir.

Metin: Veli Öztürk

Bir cevap yazın