Kültür Bakanını Sirtaki İle Karşılamak!

Kültür Bakanını Sirtaki İle Karşılamak!

Halk arasında gerçek ama ‘gülmece’ gibi bir olay olduğunda tam Aziz Nesin’lik deriz. Mudurnu’da yapılan bazı olaylar ve yapılan işler üst üste gelince bunları yazmaya karar verdim. Bu yazıda yapılmak istenen şunu bunu hedef almak değil, bir zihniyetin eleştirisidir. Ayrıca bu yazı biraz sizlerin öneri ve yorumlarınızla şekillenecektir.

Yıllar önce Kemal Sunal’ın oynadığı ve bir bölümü ilçemizde çekilen ‘Deli deli küpeli’ filmi vardı. Kaymakam olmayan bir ilçeye tımarhaneden kaçan iki ‘deli’den biri karlar kalkmadan ‘kaymakam’ olur. Yani önümüz kış bize de böyle biri gelir diye korkuyorum. Yorum yazan olur belki, yazan olmadan ben yazayım; aslında bize böyle biri gelse daha iyi olur, hiç değilse kar da geç kalkarsa kaymakamsız kalmamış oluruz. İşin şakası bir yana bir ilçede beş senede sekiz kaymakam ve onun da yarısı ya stajyer ya da vekil. Bir haftalık, üç haftalık, iki aylık beş aylık seç beğen al… Bazı ilçelerdeki adliyeler kaldırılıyor bu arada bizi de ilçe olmaktan çıkarsınlar madem devlet atayacak kaymakam bulamadı böylece bu sorunda ortadan kalkmış olur!

Yapamadığımız işlerden birisi hatta en önemlisi ilçemize yapacağımız işlerin yapımında ortak karar alamayışımız ve yapılacak işlerde kontrol sürecinde herkesin kendi bildiğini söylemesi. Bu durum böyle giderse maddi ve manevi çok bedel öderiz. Birincisi herkes aklını başına alsın Mudurnu’da siyaset yapmak mı önemli, geleceğe dönük yaşadığımız çağa dair sorumluluklarımızı yerine getirmek mi? Başbakan geldiği zaman ‘Abant yolu yapılsın’ dedi,  bir bölümü yapılacak oldu eğimi daha da fazlalaştı ve yol yapımından sonra daha çok kaza olmaya başladı. Oysa bilenler bilir, kurt kapanı mevkiinden, Abant’ın tepeye kadar bir eşek yürütüp gittiği yeri işaretleselerdi yolun eğimi daha düzgün olurdu. Bolu yolunda çalışma var umarım kışa sonuçlanır, Nallıhan yolumuz her halde bir kış geçsin diye bekleniyor. Sivil toplumu iş yapım ve kontrol süreçlerinde karar mekanizmasına dâhil edemezsek bu sıkıntıları hep yaşarız. Lider ve sözcü bir kişi olur ama kararlar ortak alınamazsa birimiz yapar birimiz bozar dururuz.

Kaplıca sorununu ve hastane yerini kim çözecek? Kışın ‘Deli Kaymakam’ gelsin çözsün diye mi bekliyoruz.

Yine yapamadığımız işlerden biri yapılan bir etkinlik sonrası oturup olumlu olumsuz değerlendirmesini yapmıyoruz. Kendi adıma yakın zamanda yaptığımız festivale en kısa sürede katılanlardanım. Festival programı toplantılarından birine ‘Kent Konseyi Başkanı’ olarak davet edildim ve zaman ölçüsünde görüşlerimi söyledim. Festival konusu uzun bir konu ama kısaca bir iki şey yazayım… Birinci görüşüm festivallerde biz kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz. Altı yıldır konakçılık da ‘ev sahipliği’ yapıyorum, festival zamanı bir Allah’ın kulu arayıp da ‘Siz de kültür festivali varmış geleyim mi?’ demedi. Bu konu araştırmalarıma göre ilçemizde ki konaklama yerleri için de aynı. Ulusal anlamda tanıtım yapamıyoruz çünkü festival çalışması devamlı bir kültür birimi tarafından bir yıl boyunca değil festivale iki ay kala başlanıyor!

Kültür festivalleri bir ilçenin kültürel ve folklorik zenginliğini göstermek, tanıtmak ve yaşatmak için yapılır. Festivalde ilçemizde geçmişte yapılan el sanatlarından kaçını gösterebildik?  Ya da böyle bir çabamız oldu mu? Kendi kendimize erişte, yufka, dolmamı satıp duracağız?

Kültür Bakanı davet edildi, geldi. Liseli kızlarımız da olmasa bakanı ‘yeşil ördek’ yerine ‘sirtaki’ ile karşılayacaktık. Nerde bizim çiftetelli, melek hanım, meşeli, Mudurnu zeybeğimiz? Bütün ulusların folkloru güzel ve ortak zenginliğimizdir. Buna itizarım yok ama festivale katılan yabancı folklor guruplarına da bizim seyirlik oyunlarını, birikmeleri, Ahilik törenini, çiftetellimizi, Melek hanımı, meşeliyi, Zeybeği izletseydik onlar da bizi davet eder kültürel zenginliğimizi bu vesile ile duyurmuş olurduk. Kendi folklorumuzun tanıtım ve organizasyonunu yapamazsak yurt içi ve yurt dışından getirdiğimiz guruplarla nereye gideceğiz. Yönetimlerin görevi güncel işleri yapmanın yanında kendi kültürünü gelecek kuşaklarla da buluşturmak olmalı.

Ayrıca gelen protokol konuk olduğu sürece bize tabi olmalı, bunu yapabilmeliyiz. Bunu yapabilirsek kültürel değerlerimizi daha iyi tanıtmış, zenginliklerimizi daha fazla göstermiş oluruz.

Kısa sürede durduğum festival alanında protokol oturma biçiminde de sıkıntı vardı. İlçenin seçilmiş belediye başkanı nezaketen konuk gelen milletvekiline bakanın yanındaki yerini veriyorsa, bakanın yanında oturması gereken belediye başkanına da kim yer vermesi gerekiyorsa verecek.

Sivil toplumu esnafı ilçe halkını karar süreçlerine katabilmeliyiz. Yapılan bazı işlerle ilgili kısaca düşüncelerimi yazmaya çalışayım.

Çarşıda, pazarda, sokakta kaldırımcı dedemin ve daha eskilerinin emeği olan ne kadar taş varsa hepsini ortaya çıkarırdım. Esas zenginliğimiz bunlar! Asfalt, kilit parke ya da andezit taşı değil. Mudurnu’ya gelen andezit taşı, asfalt, kilit parke görmeye gelmez doğal olanı görmeye gelir.

Çift yol başlangıcından itibaren direklerde ki ışıkları yeşil değil direkteki lamba ışığı tonunda ve amblemin çam değil eski çatı ve baca motiflerini çağrıştırmasını isterdim.

Kırmızı – beyaz boyanan bordür taşlarının kahverengi – beyaz olması tarihi dokumuza daha uygun olurdu. Zira gelen konuklara girişten itibaren tarihi bir kasabaya geldiklerini hissettirmek çok önemli.

Ana yurdu demir ağlarla öremedik ama Mudurnu’nun her yerini tellerle ördük. Mezarlıklar vb. çok güzel olan yerler var ancak kasaba girişi ve terminali ferforje ile yapılması daha uygun olurdu.

Geçtiğimiz aylarda DOKUDER Derneği aracılığı ile kardeş belediye olma ve eko yaşam alanları, müzeleri ile ilgili kültürel amaçlı ilçemize gelen ve İstanbul platformundaki Mudurnulu gönüllü arkadaşların da desteği ile ağırlanan İtalyan heyeti iadei ziyaret anlamında ilçemiz belediye ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerini davet ettiler. Bu davete sivil toplumun da katılması, kardeş belediye ve kültürel devamlılık sağlanması amacıyla, kent konseyi, DOKUDER,  MUKTUDER adına birer temsilcinin de katılması ve ödenek ayrılması için meclise önerge verdim. Bu ve diğer yapılacak işlerle ilgili görüşmelerde, meclisin sivil topluma, kültürel olaylara ve ilçe için yapılması gereken ve yapılan işlerde daha donanımlı olması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa sivil kuruluşlar işin takipçisi olmazsa seçilmişler tekrar seçilemeyince yapılan kültür alışverişi de biter.

ÇEKÜL (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) geçtiğimiz hafta Çekül Vakfı Başkanı ve beraberindeki delegasyon davetlisi olarak ilçemize ziyarette bulundu. Çekül vakfının web sayfalarındaki tanıtım yazıları şöyle idi; “Belge bırakarak, üretilen değerleri yaygınlaştırarak, üretirken öğrenerek ve öğreterek, somut ve somut olmayan doğal, tarihsel, kültürel varlıkların kalıcılığını ve sürekliliğini dikkate alarak, ülkeyi dünyanın gündemine taşımayı, dün olduğu gibi bugün de ana hedeflerden biri olarak görüyoruz.”  Prof. Dr. Metin Sözen

Kurulduğu günden bugüne ÇEKÜL Vakfı yaptığı çalışmaları ve bağlı kaldığı ilkeleri kamuoyu ile paylaşmak amacıyla çeşitli yayınlar yapıyor ve etkinlikler düzenliyor. Çalışmalardan edinilen deneyim ve birikimi belgeye dönüştürerek geleceğe kalmasını sağlamak için çaba gösteriyor. Bu kapsamda yapılan çalışmalarda, Anadolu kentleriyle ilgili yapılan belgelemeler, belgesel filmler, kentsel ve kırsal yörelerde yapılan fotoğraf ve kamera çekimleri de arşivlerde yer alıyor. Yayın ve tanıtım etkinlikleri kamuoyunu bilinçlendirmenin yanı sıra, koruma politikalarının oluşmasında ve uygulanmasında etkin rol üstlenen kamu kurumları ile yerel yönetimlerin de yararlanacağı kaynaklar olarak önem taşıyor. Web sayfasına ana ilke olarak bunları yazan ÇEKÜL heyetine ilçemize yapmış oldukları gezide Mudurnu’da ve diğer tarihi kasabalarda, taşınmaz kültür varlıklarının nasıl restore edilmesi gerektiğine örnek olan, 1840’lı yıllarda ki yaşanmışlığı günümüze taşıyan ‘işletmeci’ mantığı ile değil ev sahipliği ile Mudurnumuzun geleneksel kültür taşımacılığı ile kültür paylaşımını amaçlayan Hacı Şakirler Konağı’nı gösterebilseydik ÇEKÜL’ün ana amaçlarında yazdıkları koruma politikalarının oluşmasına katkı vermiş olurduk.

Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bir konu daha var; ilçemizde restorasyon adı altında bir sürü yanlışlık yapılıyor. Tamir edeceğiz diye o güzelim işleme dolap kapılarını, konak kapılarını, balkon işlemelerini yok edip yeni ağaçları boyayıp sıvayarak eski yaşanmışlığı yok ediyoruz. Bu işi acil rant işi olmaktan çıkarıp planlanması ve işi bilen uzmanlarca kontrolünün yapılması lazım. Henüz turizm bürosunda görevli bir eleman bulamadık umarım daha fazla bozulma olmadan mimari anlamda geleceğimizi planlayan bir mimar buluruz.

15.7.2012

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

 

1 comment

  • Biz Mudurnu ile tanıştığımızda hala tavukçuluk baştacı geçim kaynağı idi, sohbetlerimizde ilk sorduğumuz şey bu kadar tarihi ve kültürel mekanın nasıl bu kadar kapalı kaldığı idi, bize verilen cevapta tavukçuluğun kapanışından önce yerel ekonomi canlı olduğu, tavukçuluktan gelen paranın esnafı geçindirdiği, başka bir ekonomik kaynak arayışının olmadığı idi. Tabi yeni kaynak arayışı gündeme gelince şöyle bir çevrelerine baktılar, ellerindeki cevheri farkettiler ve harekete geçtiler. İlk geldiğimiz yıllara nazaran şu anda restorasyonu tamamlanmış çok daha fazla ev ya da konak var. Gezmek için gelenlerin oturup, yiyip içeçeği, dinleneceği mekanlar yoktu, şimdi oldukça iyi gidiyor, yeni yerler, konaklar turizime açılıyor, buradaki tehlikeye katılıyorum, iş sadece ticarete kalırsa çok çabuk tüketirler ellerindeki doğal güzellikleri, bu konu çok hassas. Gerekli önlemlerin kesinlikle alınması lazım.Bir daha geri gelmeyecek doğal bir mimarisi var. Bir nokta daha var ki çok önemli; bir projeyi bozan en önemli şey “biz” den vazgeçip ” ben ” e dönmektir. Bu konuda da dikkatli olunmalı, emeklerin zayi olmaması için birliği daimi sağlamalı. Ufak tefek aksilikler elbet olacak, çünkü tecrübe eksiklikleri var, yeni açılıyorlar kültür turizmine, eleştirileri de iyi değerlendirmek lazım, hatalar böyle düzelecek. Bazen motivasyon düşüyor, moral bozuluyor ama eminim Beypazarı ve Göynük te bu hale gelene kadar bunları kimbilir kaç kez yaşadı. Çevre örnekleri daha iyi incelemek lazım. Yani eleştirmekle beraber herşeyde henüz tecrübe edildiğini unutmamak lazım. Biz sahsen ümidimizi kesmedik, aksine beklentilerimiz daha yüksek. Kaymakama gelince büyük talihsizlik, çok haklılar, bu kadar da olur mu dedirtecek kadar var. Biz bile köydeki bazı sıkıntılarımızı çözmek için bir kaç kez görüşmeye çalıştık her seferinde başka biri, o da ya askere gitmiş, ya vekil gelmiş ama vekilde yok nerede ise? E karşınızda istikrarlı muhattap yok ki iş takibi yapılsın. Dışardan bakınca Mudurnu’nun bariz yeni yeni atılıma geçtiğini görüyoruz, içerde hararetli atışmaların olduğunu biliyoruz, ama amaç aynı oldukça fikirler çarpışarak meyve verecektir. Moral bozacak bir şey yok, birlikle güzel şeyler olacak, ne kadar hızlı büyüme o kadar risk, sindir sindire en güzeli.

Bir Cevap Yazın