Kömür Yakıtlı Termik Santrallerin Zararları

Kömür Yakıtlı Termik Santrallerin Zararları

Termik santrallerdeki radyoaktif madde üretiminin, nükleer santrallerdeki radyoaktif madde üretiminden kat kat fazla olduğunu biliyor musunuz? Durağan halde zararlı olmayan kömür, yanmayla birlikte insan sağlığı ve çevre için ciddi tehditler oluşturur.

Termik santrallerde enerji elde etmek amacıyla yakılan kömür, ortama, karbon monoksit, karbondioksit, metan, azot oksitler,  kükürt oksit, cıva, ağır metaller ve (santralin ürettiği tehlikeli yan ürünler olan, arsenik, krom, kobalt, kurşun, mangan, çinko, baryum, talyum vb gibi radyoaktif partiküller) radyo – nükleitler yaymaya başlar. Örneğin, yılda 17 milyon ton kömür tüketen bir termik santralden doğaya, 30 milyon ton karbondioksit yayılır.

Termik santrallerden yayılan nükleer partiküllerin, kanser, doğum anomalileri, düşükler ve genetik bozulmalara ve radyasyon zehirlenmelerine neden olduğu bilinmektedir.

Termik santrallerdeki radyoaktif madde üretimi, nükleer santrallerden kat kat fazladır.

Kömürle çalışan tüm termik santrallerden gökyüzüne yoğun bir şekilde cıva yayılır. Kömür içerisinde düşük oranlarda bulunan ve sabit halde zararlı olmayan cıvanın atmosfere salınmasıyla birlikte tehlike başlar. Bir termik santralde, 100 megavat elektrik üretimi için, 25 kilo cıva açığa çıkmaktadır.

Cıvanın çevrede ve özellikle de akarsu, göl, gölet, su kaynakları gibi sulu ortamlarda metil cıva formunda birikimi, omurgasızlar ve balıklar dâhil, tüm su canlılarında toksik olarak birikime yol açar. Bu canlıların besin zinciri olarak tüketilmeleri halinde de insanlara aktarılır. Araştırmalarda, cıva etkisi altında kalan hamilelerin doğan çocuklarında, zekâ gerililiğine rastlanmıştır.

Yapılan tıbbi çalışmalarda, doğaya salınan bu kirleticilerin, erken ölüme neden olduğu da kanıtlanmıştır.

ABD’de, kömürle çalışan elektrik santrallerinin doğaya salınan karbondioksitin yüzde 33’ünden, cıvanın yüzde 40’ından, azot oksitlerin yüzde 25’inden, sülfür dioksitlerin ise yüzde 33’ünden sorumlu olduğu bilinmektedir. Azot oksitler akciğer dokusunu tahrip ederken, kükürt dioksit, astım ve kalp krizine yol açmaktadır.

Amerikan Akciğer Derneği’nin (ALA) yaptığı araştırma sonucuna göre, radyoaktif partikül kirlenmeden dolayı ABD’de her yıl 13 bin kişi ölmektedir. Dernek, partikül ölümlerindeki baş sorumlunun termik santraller olduğunu açıklamıştır.

Soğutma göletleri ve kül tutma barajları, herhangi bir afet veya kaza anında, çevre ve insan sağlığı açısından çok ciddi riskler oluşturmaktadır. 2008 yılı Aralık ayında, ABD Tennessee Vadisi’ndeki bir termik santralin göleti, aşırı yağan yağmurlar nedeniyle yıkıldı ve 300 dönüm alan sular altında kaldı.

Çevre sakinleri, kanser, karaciğer hasarı, nörolojik travma ve daha başka birçok rahatsızlığa neden olabileceği endişesiyle, evcil hayvanlar ve çocukların toksik maddeler ile temastan kaçınması gerektiği şeklinde uyarıldı. Arsenik, kurşun ve talyum zehirlenmesiyle ölen binlerce balık, su kaynaklarının da radyoaktif maddelerle kirlendiğini gösterdi. Su temizleme çalışmaları bugün de devam etmekte, kesin maliyetin ne olacağı ise bilinmemektedir.

Titiz temizleme çabalarına, 4 milyar dolarlık maliyete ve aradan yıllar geçmesine rağmen, bölge tehlikeli yan ürünler ve radyoaktif partiküller tarafından etkilenmektedir. Gölette bir yıl içerisinde¸ 20 ton arsenik, 21 ton kurşun, 630 ton baryum, 40 ton krom, 63 ton manganez, talyum, cıva vb gibi radyoaktif partiküller biriktiği düşünülürse, tehlikenin ne olduğu veya olabileceği daha iyi anlaşılabilir.

Doğrusunu söylemek gerekirse, petrole ve kömüre dayalı enerji santralleri, bu ham maddeler tükeneceği için yıl saymaktadır. Geleceğin, güneş, rüzgâr, dalga enerjisi vb. gibi alternatif enerji kaynaklarını öne çıkartacağı kaçınılmaz ancak bu arada, sağlığımızın ve çevrenin elden gideceği de bir gerçek. Yani, ne kadar kısa sürede termik santrallerden kurtulabilirsek, o kadar iyi olacak!

Çevre Misyonu Platformu / ÇEVREM, fotoğraf: İsmail Şahinbaş

1 Nisan 2012, Pazar

Bir cevap yazın