Kıyıların Ardı: Yaylalar

Kıyıların Ardı: Yaylalar

Karadeniz denildiğinde akla hırçın bir denizden çok yaylaların gelmesi biraz da yaşadığımız çağın artık insanı nefes alamaz duruma getiren boğucu havası değil mi? Evet, Karadeniz demek yayla demektir ve yayla demek de yüksek dağlarda özgürce salınmaktır. Sadece bizler değil çiçekler de, hayvanlar da, böcekler de özgürdür yaylalarda…

Doğu Karadeniz’in doğusunda yer alan üç ilin; Trabzon, Rize ve Artvin’in yaylaları her yıl sadece yerli halkı değil yurt içi ve dışından binlerce insanı ağırlıyor. Trabzon’daki Erikbeli, Derinoba, Karadağ, Sultanmurat, Hıdırnebi; Rize’deki Ayder, Anzer, Pokut, Kavrun, Elevit; Artvin’deki Bilbilan, Kafkasör gibi yaylalar her yıl bir şölene tanıklık ediyor ve bu şölen sanırım ilerleyen zamanlarda daha da artacak. Çünkü sahiller yaz mevsiminde nefes alınamaz hale geldiğinde kaçacak tek mekân yaylalardır.

Köyden yaylaya göç

Trabzon’da köyler, dağlardan denize doğru inen akarsuların vadileri üzerinde kurulmuştur. Köyler de bulundukları coğrafi mevkie göre çay, fındık, mısır tarımı ve hayvancılık yapılır. Kış ayları, köylerde dinlenilerek mevsimlik işler ve el sanatları yaparak geçirilir. İlkbahar gelince Mart ve Nisan aylarında tarlalar bellenir, Mayıs’ta ekinler ekilir. Mezrası olan aileler buradaki evlerine göç ederek bir ay kadar otururlar. Özellikle sürüler mezraya göçürülür. Haziran başından Eylül sonlarına kadar yaylaya göç edilir. Yayla dönüşü 1 – 2 ay yine mezrada (güzlekte) oturulur. Kar yağıp havalar iyice soğuyunca köye inilir. Yaylalar kışın tamamen ıssızdır. İlkbaharda karlar erimeye başlayınca erkekler yaylaya gidip evlerini kontrol ederler. Evlerin kardan, rüzgârdan bozulan, kırılan yerlerini tamir ederler, çayırların çapalarını düzeltirler. Köylerde de yayla hazırlıklarına başlanır. Yaylaya götürülecek eşyalar satın alınır. İneklerin ‘çırnakları’ (çanları) elden geçirilir, ‘puruncaları’ (ineklere takılan püsküllü boncuklu başlık) dikilip boyatılır. Göç günü, köylülerce ortaklaşa belirlenir. Çünkü yaylanın taze otları birlikte otlatılacaktır. Genellikle ekinler ekilmişse ve havalar uygunsa, haziranın ilk haftasında yaylaya göç edilir. Yükler katır ve eşeklere yüklenir, büyükler de sırtlarına denkler ve sepetlerle bazı eşyaları alırlar. Bütün göçler köyün çıkışında birleşerek yola girilir. Bu ritüel hemen hemen tüm Karadeniz yaylalarında geçerlidir ancak günümüzde birçok yaylaya araçla ulaşımın mümkün olması ne yazık ki yaylaya çıkışta birlikte hareket etme durumunu bozmuştur. Trabzon’da hayvancılığın devam etmesi bu durumu devam ettirmesine rağmen, Rize’de özellikle Kaçkarlarda artık insanlar istedikleri zaman yaylalarına çıkabilmektedir. Bu da ‘vartevpr’ denen şenliklerin her sene daha az bir nüfusla yapılmasına neden olur.

Oy Trabzon Trabzon

Yaylaya göç dendiğinde bazı türküler insanın aklına geliyor ve o göçü düşünerek mırıldanmaya başlıyorsunuz. Kendisi de Arhavili olan müzisyen Efkan Şeşen’in dizelerine dökülen hüzünde olduğu gibi:

Maçka yoli Hamsiköy orda dur aman

Zigana’ya varırsın alır bir duman

Yanakları milo milo çocuklar yolda

Uzatır sana bir tas Hameçura* aman

Göç sırasında çalgıcılar yaylacılara eşlik eder. Dinlenmeler sırasında yöreye göre kemençe, davul, zurna, tulum, akordeon eşliğinde horon tepilir, türküler söylenir; yaylası uzak köyler belirli obalarda veya mezralarda konaklar. Bu sırada geceleri yine eğlenceler düzenlenir. Trabzon Şalpazarı’nda hâlâ birçok köy, yaylalara böyle topluca, büyük şenliklerle göçmektedir.

Yaylada evler ve yaşam

Yayla hayatı belli işleri yapmayı gerektirir. Karadeniz’in yükü sırtındaki kadınları her zamanki gibi ev işlerini, hayvanlara ot temini ve ineklerin bakımını yapar. Erkekler, kışlık odun ve orman işlerinde çalışır. Çocuklar yaşlarına göre çoğunlukla otlayan inekleri bekler yani bildiğiniz çobanlık yapar. Yaylada arpa, çavdar ekimi, patates dikimi, bazı sebzelerin (lahana, soğan) tarımı da yapılır. İneklerden sağılan sütlerden peynir, yağ, çökelek elde edilir. Bazı aileler arı kovanlarını, tavuklarını da yaylaya getirirler. Fide edilen ürünlerin bir kısmı satılır, bir kısmı tüketilir, bir kısmı da kışa saklanır. Bu tür ekonomik faaliyetlerin yanı sıra kış için ot ve yakacak odun da hazırlanır.

Bölgenin engebeli yüzey şekilleri, yağışlı iklimi yayla hayatını olumsuz yönde etkiler. 1905 tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesi’nin yayla bölümünde bu husus şöyle anlatılıyor: ‘Yaz mevsiminde sahil ahalisinin göçtükleri yaylalar birbiri ardına sıralanır. İnsan herhangi bir tarafa gözünü gezdirmiş olsa böyle arızalı yerler görür ve bu yerde yaşayan halkın ne kadar çevik ve atik adamlar olmak lazım geleceğini anlar… Bazı defa kesif duman yığınlarından bir dakika önce gözümüzün önünde bulunan tabiat güzelliklerinden bir şey göremez olursunuz…’

Trabzon’da yayla evleri küçük ebatlı ve birkaç ana mekândan teşekkül eder. Köy evlerinin küçük bir modeli şeklinde tasarlanmıştır. Yapı malzemesi ahşap ve taştır. Örtüde, iç kısımlarda kalan ve ormanı az olan yaylalarda toprak, diğer kısımlarda ahşap (hartama – bedevra) kullanılır. Son yıllarda orman varlığının tükenmesi sonucu ahşap malzeme yerini briket, tuğla ve saca bıraktı. Rize’nin yaylalarında büyük oranda ahşap kullanılır, evin kaidesi ise taştır. Artvin’de de yaylalar genellikle kütük evler olarak tasarlanır.

Yayla evleri, köy evleri gibi iki katlıdır. Zemin katın yarısına ahır yerleştirilmiştir ve duvarları taştır. Birinci kat tamamen yaşama alanı olarak değerlendirilmiştir. Trabzon’un doğusunda ve batısındaki yayla evlerinin bölümlerinde farklılık görülür. Akçaabat, Vakfıkebir ve Tonya yaylalarında evin aşhanasına iki yandan iki kapı açılır. Bu kısmın zemini toprak olup ortasında ocak bulunur. Ocak yanında ihtiyarların yatmasına yarayan sedir-peyke yer alır. Aşhanada yemek pişirilir, iş yapılır ve oturulur. Aşhananın bir köşesinde kap kacak koyulan bir dolap, raf ve suluk bulunur. Aşhanadan bir kapı kapak ile ahıra inilir. Aşhana ile kiler arasında ahşap bir seki olan tahta üstü bulunur. Kilerde gençler, gelinler kalır, süt, peynir burada saklanır. Trabzon’un doğusundaki yayla evlerinde, evlerin girişinde otana olarak adlandırılan bir bölme bulunmaktadır. Buradan aşhana veya göçevine girilmektedir. Aşhananın veya göçevinden doğrudan kilere, odaya geçilmektedir. Aşhananın bir kısmı tahta döşeli, bir kısmı topraktır. Yine ocak ve suluk bulunmakta, aşhanaya açılan bölme sayısı bazen ikiye çıkar. Bu odalara süt ve peynir koyulur.

Trabzon’un yayla şenlikleri

Her Karadeniz yaylasında olduğu gibi Trabzon yaylalarında da her sene yayla zamanı şenlikler, festivaller düzenlenir. Her bir dağın ardında, sevinçli telaşlar yaşanır ve kemençe, davul ve zurna eşliğinde, büyük halkalarla horona durulur. Çünkü Maçkalı Volkan Konak’ın dediği gibi, ‘Oynayın uşaklar oynayın gayrı / Horonu ibadet sayacak Tanrı…’

Trabzon yayla şenliklerinin en cafcaflısı kuşkusuz Kadırga şenlikleridir. Akçaabat – Tonya – Maçka – Torul ilçelerinin sınırlarında Kadırga denilen eğimli mevkide düzenlenir. Kadırga’da büyük şenlik ve eğlence ‘Temmuz’un üçüncü ‘Cuma’sında düzenlenir. Her köyden ve yayladan eğlenceye katılmak üzere büyük gruplar yola çıkar. Geleneksel kıyafetleri içerisinde kemençe, davul, zurna eşliğinde horon teperek, türkü söyleyerek gidilir. Bu gruplarda önde erkekler, arkada kadınlar yer alır. Yürüyüş ve oyunları atlı veya yaya yöneticiler idare eder. Kadırga düzlüğüne topluluklar horon oynaya oynaya girerler ve belirli alanlarda oyunlarına devam ederler. Böylece çok sayıda horon halkaları oluşur. Daha sonra yemekler yenilir, içilir. Akşamüstü alış veriş yapılır. Yine çala söyleye yaylalara ve köylere dönülür.

Trabzon’un Hıdırnebi ve Sis Dağı’nda da Temmuz ayında büyük şenlikler yapılır. Vakfıkebir’in, Şalpazarı köylerince Sis Obası’nda her yıl Temmuz sonu Ağustos başlarında kurulur. Sis Dağı şenliklerine Beşikdüzü, Şalpazarı, Eynesil, Görele ve Tonya obalarından çok sayıda ziyaretçi katılır. Çaykara’nın Sultanmurat Yaylası’nda da şenlikler 20 Temmuz’da yapılır. Şenliklere Of ve Sürmeneliler de katılır.

Yayladan dönüş zamanı

Yaylada yaşamak özgür olmaktır demiştik ya. Bu özgürlüğü kısıtlayan tek şey zamandır. Çünkü güz zamanı yayladan inme zamanıdır ve Hemşin’de ‘Huzmancuk’ denen vargit çiçekleri açtığında artık yayladan yavaş yavaş gitmenin zamanı gelmiş demektir. Yaylada elde edilen katıklar ‘kadin’ denilen ahşap kaplara doldurulur ve kışın tüketmek üzere köye indirilir. Katıkların bir bölümü de gurbetteki akrabalara gönderilir. Yayladan inmek gerçekten zordur çünkü ‘Dağlar doli likaba manişak aman / argatiya günleri düşledim aman…‘ Yani yaylada yemiş çoktur, imece vardır ve yayladaki günleri dönünce herkes arar. Böylece koskoca bir yılın geçmesini bekler. Ta ki mayıs başına kadar karla kaplı yaylalara dağcılardan başka giden olmaz ama yaz başı yayla zamanı gelince o kıyıların ardı yine sahiplerini ve misafirlerini bekler. Yazıyı Efkan Şeşen’in ‘Bu Gabyana Sevdaluk’ şarkısındaki şu dizelerle bitirelim:

Salini saliniyi / Aşağıdan bir duman

Gözümi kapaturum / Öper beni alnumdan

Al götür beni duman / Yolun var mi yukari…..

*Dağ çileği

Fotoğraf. İsmail Şahinbaş / Amlakit Yaylası

Bir cevap yazın