‘Kadın ve Ekoloji’

‘Kadın ve Ekoloji’

kadin-2

Mazlumder Kadın, Eğitim ve Ekoloji Komisyonları tarafından ortak hazırlanan 2. Kadın Buluşması, ‘Kadın ve Ekoloji’ temasıyla 26 – 28 Eylül tarihlerinde Hasankeyf’te gerçekleşti.

Hasankeyf Has Bahçe’de yapılan programa, Türkiye’nin çeşitli dernek ve sivil toplum kuruluşlarında insan hakları ve ekoloji konusunda çalışmalar yapan yaklaşık 40 kadın katıldı. Kadın Buluşması’nda, ‘İslam ve Ekoloji’, ‘Kadın ve Ekoloji’, ‘Ekolojik Düşünce Akımları’,’Ekolojik Yıkımla Mücadelede Hasankeyf Örneği’ öne çıkan sunum başlıklarıydı.

Konuşmacılardan Yıldız Ramazanoğlu, Kuran’dan verdiği örneklerle İslam’da ekolojinin, doğayı oluşturan tüm unsurları korumanın ve kaynakların dikkatli kullanımının dinin temel anlayışı olarak yer aldığını; İslam’daki tevhid ilkesine göre de, varlık âleminin bütünlüğünü, her bir unsuruyla belirli bir denge, uyum ve uzlaşı içinde sürdürülmesinin şart olduğunu belirtti.

Doğa Derneği gönüllüsü ve aktivist Merve Köseoğlu, Hasankeyf davası boyunca gerçekleşen ve hala gerçekleşmeye devam eden keyfi yaptırım ve hukuksuzluklara değindi. “Doğa bizden bağımsız bir şey değil doğa bizzat biziz, doğadan bahsederken aslında kendimizden bahsediyoruz” diyen Köseoğlu, baraj ve HES yapımına karşı çıkan Hasankeyf sakinlerinin ve eylemcilerin gerekçelerinin son derece haklı olduğunu, mücadelenin süreceğini ve Hasankeyf için oldukça umutlu olduklarını dile getirdi.

Ekoloji, kadın ve İslam üzerine tez çalışmaları olan Rabia Tamer, kadında belirginleşen ‘şefkat, fedakârlık, şiddet karşıtlığı, koruma, üretici olma, duygusallık, sezgisellik’ gibi değerlerin, genellikle erkeklere has olan ‘fethetme, hükmetme’ gibi değerler tarafından ötelenerek ikincil konuma itilmediği, dengenin, uyumun ve uzlaşının esas olduğu bir toplumsal yapının elzem olduğunu belirtti.

Konferansta söz alan Hasankeyfliler; pek çok haksızlığa maruz kaldıklarını dile getirerek  bölgede halka sorulmadan dayatılan pek çok karar ve turizmi öldüren yasakların olduğunu, bölge halkının haklarının korunmasında hep isteksiz davranıldığını dile getirdi.

Program sonrasında, Hasankeyf’in sular altında bırakılmak istenmesine karşı bir de bildiri yayınlandı.

Bildiri ile ‘Şiddet üzerine kurgulanan bir medeniyetin sebep olduğu yıkımdan tüm doğal ve kültürel varlıklar ile birlikte insanın da zarar göreceğini; doğaya ve insana yönelen şiddetin aynı köklerden beslendiğini, uyum ve uzlaşı içinde bir yaşam için şiddetin kökenlerine inerek sorgulanmasının ve acilen çözüm aranmasının gerekli olduğunun, bütün karar vericilerin bu hassasiyeti taşımaları gerektiğinin’ altı çizildi.

Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararıyla ÇED kapsamına alınan proje, inşaat faaliyetlerinin yürütmesinin durdurulmasına dair mahkeme kararı verilmesine rağmen, hukuka aykırı bir şekilde sürüyor. Projenin iptali için açılan dava devam ediyor.

 

Bir cevap yazın