Halikarnassos Mousoleumun’dan Mylasa’nın Gümüşkesen’ine…

Halikarnassos Mousoleumun’dan Mylasa’nın Gümüşkesen’ine…

Anadolu köylerinde, kasabalarında ataerkil geniş aile yapısı içinde ailenin malının ele gitmemesi için kardeş çocuklarının birbirleriyle evlendirilmesi bilinen bir sosyal gerçektir. Akraba evliliklerinin sakıncaları bilinse bile doğacak çocukların sağlığı Tanrı’ya havale edilerek bu uygulama sürer gider.

Anadolu’daki akraba evliliklerinin kökeni çok eski yıllara, hatta Türkler öncesine kadar gider. Üstelik salt Anadolu’da değil, başta firavunların Mısır’ı olmak üzere pek çok ülkede akraba evlilikleri yaygındır. Hatta imparator, firavun, kral ailelerinde salt malın ele gitmemesi için değil, tanrıların soyundan geldiğine inanılan firavunların, kralların, imparatorların kanlarına yabancı kan karışmaması ve iktidarın yarı tanrı soyundan olmayanlarla paylaşılmaması için akraba evliliklerinin aile içi evliliğe dönüştüğü de görülür.

Öz kardeşlerin birbirleriyle evlenmeleri şeklindeki bu uygulama Mısır firavunları arasında oldukça yaygındır. Mısır firavunlarının paralı askerliğini yapan Güneybatı Anadolu’nun yerli halkı Kayralılar, öz kardeşlerin birbirleriyle evlenmeleri geleneğini Mısırlılardan mı almışlardır? Yoksa kendi geleneklerinde mi vardı?

Bilinmez ama onlarda da öz kardeşlerin evliliğine rastlanır. Karyalılar’ın öz kardeşlerin evliliği geleneğinin en ünlü örneği, Hekatomnos çocuklarıdır. Kayra ülkesinin Persler’in işgaline uğramasından sonra Persler’in Kayra valisi olarak atadıkları Hekatomnos’un beş çocuğundan dördü birbirleriyle evlenmişlerdir. Hekatomnos’un ölümünden sonra Kayra strabı, yani Persler adına Kayra valisi olan Mousolos, öz kız kardeşi Artemisia ile onların ölümünden sonra satrap olan öz kardeşleri İdrieus da yine öz kız kardeşi ada ile evlenmişti. Mousolos – Artemisia evliliği dünyaya dillere destan bir anıtsal güzellik kazandırmıştır.

Mousolos, İÖ 353 yılında ölünce  Kayra ülkesinin başına geçen kraliçe Artemisia öz kardeşi ve sevgili eşi olan Mousolos adına Halikarnassos’ta dillere destan bir anıt mezar yaptırmıştı. Sonraları ‘dünyanın yedi harikasından birisi’ sayılan bu anıt mezarın yapımında Marmara’dan getirilen mermerler kullanılmıştır. Taban alanı 32 metreye 38 metre şeklindeki Halikarnasos Mousoleumu’nun yüksekliği 55 metreyi buluyordu. Genel görünümüyle dört bölümden oluşan bu muhteşem anıt mezarın en alt katında bir podyum vardı. Podyumun üzerinde yan kenarlarında 11’er, kısa kenarlarında ise 9’ar sütun olmak üzere 36 sütunun çevrelediği bir kat daha vardı.

 Bu katın üstünde ise yirmi dört basamaktan oluşan bir piramit çatı vardı. Çatının en üstünde de dört atın çektiği bir arabanın içinde Mousolos ile Artemisia’yı betimleyen bir heykel yontu grubu yer almıştı. Yaklaşık 1.500 yıl ayakta kalmayı başaran Halikarnasos Mousoleum’da daha sonra depremlerin etkisiyle yıkılmıştır. 1402 yılında Bodrum’a gelen Saint Jean Şövalyeleri, Osmanlı Padişahı Çelebi Sultan Mehmet’in onayıyla Bodrum Kalesi’ni yaparken Halikarnasos Mousoleumu’nun taşlarını kullanmışlardır. En az bu olay kadar üzücü bir olay da 1846 yılında yaşandı. Daha önce Türkiye’de bulunan İngiltere Büyükelçisi Lord Stratford, Osmanlı Padişahı Abdülmecit’ten aldığı izinle Halikarnasos Anıtmezarı’ndan arta kalan ve eşsiz değerdeki mermer kabartmaları Londra’ya götürdü. Şimdi bu muhteşem mermer kabartmalar British Museum’da sergilenmektedir.

Kayra Kraliçesi Artemisia’nın eşi ve öz kardeşi Mousolos adına Halikarnasos Anıtmezar’ı yapılmasından yaklaşık 500 yıl sonra Karya ülkesinin ilk başkenti Mylasa’da bir anıtmezar daha yapıldı. Mylasa’nın kuzeybatısında, Sodra Dağı’nın yamacında yapılmış bu anıt mezarın kim tarafından, kimler için yaptırıldığı bilinmiyor.

Yaklaşık 6 metre yüksekliğiyle Halikarnassos Anıtmezarı’nın sanki küçük bir benzeri gibi görünen Gümüşkesen Anıtmezar’ı üç bölümden oluşur. Altta zarif bir taş işçiliği ile yapılmış bir gömü odası vardır. Anıtmezar’ın batı yönündeki küçük bir kapıdan girilen gömü odasında olması gereken lahitlerden ne yazık ki hiçbirisi günümüze kadar ulaşamamış. Gömü odasındaki dört sütun, bu odanın mermer tavanını taşımaktadır.

Sodra Dağı’nın beyaz mermerleriyle yapılan Gümüşkesen Anıtmezar’ın ikinci katında ise, dört yüzünde dört sütunun çevrelediği açık bir oda vardır. Bu odanın mermer zemininde yere kazınmış çatı planının izlerini bugün bile görmek mümkündür. Ayrıca zeminde alttaki gömü odasına ulaşan huni şeklinde bir delik vardır. Bu delikten, gömü odasındaki ölülere şarap sunulduğu sanılıyor.

Köşelerdeki dörtgen, aralardaki oval ve yivli sütunların üzerinde ise mermer bloklardan oluşan piramidal bir çatı vardır. Bu çatının iç kısmı, geometrik desenlerle ve çiçek motifleriyle nakışlanmıştır. Çatının üstünde, aynı Halikarnassos Anıtmezar’ında olduğu gibi bir heykel veya heykel gurubunun olup olmadığı ise bilinmiyor.

Günümüz Milas’ında halkın nereden esinlendiği bilinmez, Gümüşkesen adını yakıştırdığı bu şirin anıtmezar, tarihi Milas evlerinin bacalarını yapan ustalara da esin kaynağı olmuştur. Baca ustaları, Milas evlerini tuğla ve kiremitlerden yaptıkları Gümüşkesen’e benzeyen bacalarla süslemişlerdir.

Karya’nın Halikarnassos’unun Mousoleum’dan Mylasa’nın Gümüşkesen Anıtmezar’ına oradan da tarihi Milas evlerinin bacalarına uzanan 2 bin 400 yıllık bir kültür köprüsü, bugün Milas’ta olanca zarafetiyle ayakta duruyor.

Milas’a gelen yerli ve yabancı turistlerin de ilk uğrak yeri olan Gümüşkesen Anıtmezar’ını, UNESCO’nun ‘Dünya kültür mirası’ listesine alınması yönünde Milas Kaymakamlığı’nın da girişimleri sürüyor.

Yazı ve fotoğraf: Olcay Akdeniz

Sırtçantam 2. sayı, Şubat 2005

Bir cevap yazın