Gole Çetu, Munzur, Mirçika Pepuk

Yaprakları Munzur’un içindeydi. Hayatı, doğumu, küçüklüğü, çekilmiş tüm fotoğraflar yalana karıştı şimdi. Yazın gelen terke hüküm giymiş olanlar ağıt yaktılar gördükçe… İnandıkları kuma bile acı düştü… Biri bağırdı “Gole Çetu”…Annesini yitirdi. Kuşlar, mirçika pepuk… Gökyüzü kara bulutlarla kaplandı. Özgürlüğü, direnişi uyandırdı dağlar…
 
 
Uzunçayır Barajı’yla birlikte sessizlik yerini çığlıklara terk etti 10 Ekim günü… Bir kentin canına set çekilmişti çünkü. Yazılanlara aldanmayın. Hani 20 km uzakta deniyor ya aslında tam orta yerinde. Hayatın, sıkıntının ve acının üstüne kapanır gibi. Kapaklara kilit vurulunca su yerinden taşıp insana koştu. Oysa kuşların terk ettiği o gökyüzü hırçın gürültülerle sarsılırdı onlar gelmeden. Gitmek hanelerine yazılmış tek cümleydi. Geri gelemeyenlerin yazılarıyla kederlenip nerede olurlarsa olsunlar kederlerine keder eklediler. Söz hakkını verircesine su! Konuştuklarını duydukları o su! Adı Munzur, çocuk ve sevgili. Anlattıkları bütün güngörmüş acılar suyun içindeydi. O uzun geçmişleri nineden, dededen, yığılmış evlerin ötelerinden bağıra bağıra yükseldi o gün. Tarihsiz bir direncin peşine düştüler. Tek bir yüzyıla sığmayan kundak bezi gizlenmiş, yanmış evlerin sıvalarından sökülüp geldi. Rüzgâr değildi sadece acı esen tek tek kıpırdadı ağaçların dalları… Onlar İstanbul, Eskişehir, Bursa, Adana, Erzincan, İzmir… Adı anılmayan, unutulmaya çalışılan evlerin ekmek sevdalıları dillerine kapandılar. Taş nasıl iz bırakırsa suyun üstünde ağrıdı sözleri. Gizli, kaçamak, solgun, köşelere sinmiş haindi ürkek bakışlar. Başkalarının kâğıtlarına kalem bulaştıran kötülükler. Yine inkâr ettiler.
 
 
Erken gitmek iyi karardı. Hünerliyim diye geçirdi içinden. Munzur’un kıyısında eski tek katlı evlerin kucağına bildirileri ulaştırdılar Nuray’la. Öncesinde onsekiz kadının bir arada çalıştığı ‘Gökkuşağı’nda kahvaltı yaptı. Rojda’yla tanıştı orada. Gazeteci… Yazmaya gelmiş… Gelmiş işte gördün mü? Ağlama… Korkma… Sevin içim… Sonra bin yılın koşuşturması bir araya geldi… Yatmıştı ki – abla Ovacık’a gidiyoruz. Hadi koş dedi… Koş! Halbori, Ovacık… Yol boyunca öyküler… Anlamadığı dilde… Kulağında ‘meyman’ sonra fark etti önde oturan oydu… Güldü kendi kendine… Kardeşini hatırladı. Abla demişti o da… Abla böyle bir çalışma var… Benim kızıl ablam bir dinle… Sözlerini anlamasan da dinle! Gözeler… İzin aldık gruptan Nuray’la… Geldik… Ağacı öptük… Anneannesini hatırladı. Ağaçları severdi… Dutlar memleket havasını getirircesine ölümüne dek yattığı odayı dolduran dutlar… Sevdi onları yıkılmış evi gibi. Gülsüm hanım… Babaanne lavantalara, yaseminlere vuruldu… Bir de fesleğene… Kıyıp adasından dikmek için toprak getirmemişti. Gözede suya eğildi… Mum yaktı… Tutar mı? Ninesini hatırladı yine… Zaman zaman geceleri ağlar, dua eder ve mum yakardı… Kime değil kimlere ağlardı hiç bilemedi… Perşembeleri büker boynunu ağlardı. Bilemedi niye? Sürme çekerdi olmayan gözlerine… Saçları yastık oldu… Aradı… Ağacı bul oradan bana bak dedi… Baktı! Gözleri gözlerine değdi… Suyun sesiyle geçti dağların önünden. Peynir, ekmek ve çay… İlk kez mi geldiniz? Kaldığı günlerce duyacaktı soruyu… İlk! İlk! Utandı… Ertesi gün; Esra kulakların çınlasın… Hem konuştular hem anlattılar… Bir taşın önünde durdular… Cemal Abi! Şimdi Hozat’a gidiyorlar… Bülent’in kardeşi Barış… Mitinge gelin! Çok yürüdüler… Konuştular, keklikler çıkmadı önlerine… Söz aldılar Pertek’e giderken. Keban, ağaçsız yurtlar, eski kalenin eteğine otel yapıyorlarmış… Ne sevdalı olduk şu beş yıldıza… Testler kaldırılsın yıldızlı pekiyiler geri dönsün hocam… Kırklar gökkuşağına boyanmış… Bundan da haberin olamaz ya! Kahvelerde yaşlı gençlere çağrıyı yineledik… Mitingimiz mitinginiz var gelin ‘Munzur özgür aksın’…
 
 
Yağmur gökkuşağına âşık olmuş kıskançlıktan güneşe izin vermiyordu. Karanlıktan bıktı en sonunda. Yıldızlardan yardım istedi. Türküler yaktı kumların saatiyle. Kışla meydanı çocuklarla doldu. Çocuklar umudunu kaybetmeyen, vurgun yemiş küçükler. İşte Gülten annen geldi… Asmen de burada… Herkes, kundakta olan, henüz doğmamış, geçmiş, yarın, sonrası aktılar sokaklarından.
 

Şimdi çağrıyı yineliyorlar… Su, yüzleşme ve saygı için.

Biz doğd〠浣〠瑰㸢ﱂﱴﱧ潤慬琿洿欠棢攠政汫ⱥ欠棢㬲6tContentID

￰tCategoryID 
￰ClassID￶￿㿿Priority
￰Header￶￿㿿Spotuk, öldük, yok edildik…

Biz insanın coğrafyasından silindik…

Biz evimiz evinizin dostu değil miydik?

Halbori’de dallardaki yoksulluk onurumuzdu…

Ocağımızın ateşiydi sevdalımız…

Dilimiz adımız olsun istedik…

Şimdi bitmeyen çığlıklarla çağırıyoruz…
 

Tarih:13 Aralık 2009 Pazar

Toplanma Saati ve Yeri: 11.00 Tepe Nautilus Miting Alanı, Kadıköy İskele Meydanı

Tertipleyen: TUDEF (Tunceli Dernekleri Federasyonu)


Bir cevap yazın