Gezerken Okunabilecek Kitaplar…

Gezerken Okunabilecek Kitaplar…

Bu ay, sizin için seçtiğim kitaplar, gezi kitapları değil, daha doğrusu, bilinen anlamda gezi kitapları değil, havalar ısınıyor, siz nasılsa gezersiniz, şimdi gezi kitabı okumanın değil, gezmenin zamanı dersiniz diye, gezerken okuyabileceğiniz kitaplardan söz etmek istedim biraz. İlki, ‘Gümüş Domuzların Esrarı.’

Milattan sonra 70 – 71 yılarında Roma’da geçen ‘Gümüş Domuzların Esrarı’, Roma Dönemi’nin toplumsal yaşayışına ve bu yaşayışı belirleyen siyasi çekişmelere dair, pek çok ayrıntıya yer vermekle birlikte, roman kahramanı ‘bilgi toplayıcı’ (zamanın özel dedektifi) Falco’nun başından geçenleri anlatıyor.

Kendisini Roma’da yaşayan topal bir eşeğe benzeten Falco, çok çocuklu bir Roma ailesinin, ikinci erkek çocuğudur. Özel dedektiflik işine bulaşmadan önce, ikinci Agusta Lejyonu’nda asker olarak görev yapmaktaymış. Ancak, lejyonunun başına gelen kötü olaylar nedeniyle askerlikten soğuyan Falco, kirasını ödemediği bir apartman dairesinde yaşayarak kendi tabiri ile kıt kanaat geçinirken, bir yandan da eşlerini aldatan kocaları gözleyerek öte yandan da çeşitli esrarengiz işleri çözerek yaşamını sürdürmektedir. Bir gün Forum’da (Cumhuriyet Dönemi Roması’nın iktisadi ve siyasi merkezi) karşılaştığı genç ve güzel Sosia Camillia’nın başına gelenler nedeniyle kendisini karmakarışık bir cinayetin içinde bulur. Üstelik ölen bu genç kadının ta kendisidir. Cinayeti çözmek için başlattığı girişimler, onu Roma Devleti’nin imparatoruna kadar sızan büyük bir dolandırıcılığın da içine çeker. Söz konusu olan, o zamanlarda ‘domuz’ olarak adlandırılan gümüş külçelerin ülkeye yasal olmayan yollardan sokulmasıdır. Falco, bu serüvenin başlangıç noktasını bulmak üzere Britanya’ya gitmek ve orada bir maden ocağında köle olarak çalışmak zorunda kalır.

Modern dedektifler ile ilgili hiçbir kuralı tarihsel zorunlulukla okuyamamış olan Falco, bu nedenle, modern zaman dedektiflerine benzemez. Kadınları önce sevip sonra terk etmek gerektiğini bilmez, ailesi ile kurduğu ilişkinin onun ‘bilgi toplayıcı’lık serüveninde ona engel oluşturacağı, bu nedenle de modern dedektiflerin yalnız adamlar olması gerektiği bilgisine sahip değildir. Ancak, polisiye tekniklerine ait bu bilgilerden uzak olan Falco yine de günümüz dedektiflerine benzer özellikler gösterir. Genç, yakışıklı ve zeki bir adamdır, inatçı ve tuttuğu şeyi koparırcasına peşinden giden, azimli bir roman kahramanıdır.

Falco tıpkı modern dedektifler gibi, kendisine hayranlarda yaratır. Kitabın yazarı, Lindsey Davis’in önsözde belirttiği üzere, ‘Bütün Falco hayranları, hani şu ‘su gibi okunan iyi kitap’ meraklısı’ insanlardı. Ama Falco’nun bu kitle dışında da hayranları oluşmuş zaman içinde: ‘eğlenerek öğrenmeyi sevenler’ ve ‘bir şeylerden kaçmak isteyenler.’ Böylece ortaya Falco sever bir okur kitlesi çıkmış. Bu okurlardan bazıları, yazara mektuplar yazarak, hem Falco’ya hem de yazara duydukları ilgiyi dile getirmişler bu süreç içinde.

Yine yazarın önsözde dile getirdiği bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum: “Yazar bir dönemi bugün nasıl algılıyorsak, (o dönemi) o kadar sahici kılmazsa, geçmişi yazmasının hiçbir anlamı yoktur.” Gümüş Domuzların Esrarı, yazarının belirgin bir biçimde dikkat ettiği bu özelliği ile tarihi, zeminsiz ve atmosfersiz, sadece insanlar üzerinden anlatan diğer tarihi romanlardan ayrılıyor. Gümüş Domuzların Esrarı’nda derinlemesine yapıldığı anlaşılan bir araştırmanın sonucu olarak, tarihin birçok dönemine ait pek çok ayrıntı, o dönemi bizim için görünür kılacak biçimde aktarıyor. Öyle ki, kurmacanın kendisi bile, neredeyse tarihin bir parçasıymış gibi gerçeklik kazanıyor.

Kitap Yayınevi’nin özenli tasarımı ve baskısı ile gerçek bir cep kitabı halini alan romanı sırt çantanıza rahatça koyabileceğiniz gibi, cebinizde de taşımanız mümkün.

Bu satırların yazarı bir İstanbul aşığı olduğu için olsa gerek, İstanbul kitaplarından bir türlü vazgeçemiyor. Hazır bahar gelmiş ve İstanbullu sokaklara dökülmeye hazırlanırken, bir kez daha vesile edip bir İstanbul kitabından söz etmek istiyorum: (Uzun bir süre bu konuya dönmeyeceğim, söz!) İstanbul’un Kuytu Köşeleri’nde Aydın Boysan, o her zaman ki leziz üslubuyla, kendi çocukluğunda her yeri kuytu olan bir şehrin, bir insan ömrü içinde geçirdiği değişimin hüzünlü hikâyesini anlatıyor çocukken eşi bulunmaz masum aile kızı olarak gördüğü İstanbul’un bugün sokak kızı olup çıktığını düşünmüş Aydın Boysan, bu kitabı yazmak için İstanbul sokaklarında yeniden gezerken. Kendi yaşantılarından yola çıkarak yazdığı kitaba, fotoğraflar da eklemeyi ihmal etmeyen yazar, “özellikle öyle eski zamanlardan ekledik ki, şimdi artık görünemeyecek resimler de okura sunulabilmiş olsun…” gezin bakalım sizin İstanbul’unuz hangisi?

Yazı: Sevengül Sönmez

Sırtçantam 4. sayı, Nisan 2005

Bir cevap yazın