Çocuklar Bu Günümüz Olmalı

Çocuk istismarında nerdeyse dünya birincisi olacağız. Bazı televizyon kanallarında (ATV) açık açık çocuklukları yağmalanan çocukları, koltuğunda yan gelmiş keyifle izleyen büyükler, suça ortak olduklarının bilincinde mi? Sanmıyorum, belki onların da çocuklukları çalınmıştır. Çocuk olamayalar, nerden bilebilir çocukluğu? Ama bilenler var. Kendine aydın diyenler, çocuk ve kadın hakları sorunlarını önemsemeyen aydınlar, işte sizler en büyük suç ortağısınız.

Türk Tabipler Birliği, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’ne yaptıkları ziyaret sonrasında hazırladıkları raporu açıklamışlar. Bu rapora göre: cezaevlerinde bulunan çocuklar, sağlıksız ortamlarda yaşıyor dayak, cop, küfür ve aşağılanma ise dayanılmaz boyuttaymış. Öncelikle çocukların cezaevinde ne işi var? Ortada bir suç varsa o da büyüklerin değil midir? Çocuk olsa olsa onları taklit etmez mi? Çocuk nasıl yargılanabilir? Bu durum hepimizin utancı değil midir? Ayrıca 1592 çocuk kayıpmış. Bunun hesabını tarih bize soracaktır, sormalıdır.

Bir de çifte standart var tabii, sıkça karşımıza çıkan. Örneğin Münevver Karabulut’un ailesine herkes sorabiliyor; “O yaştaki kızın sokakta ne işi var?”. Cem Gariboğlu ise 18 yaşını bitirmediği halde başka ülkelerin barlarında sabahlıyor. Aile varlıklı olunca, her türlü kural görmezden gelinebilir. Ayrıca Cem Gariboğlu 18 yaşını bitirmediği için çocuk, ama 6 yaşında polise taş atan suçlu.

Ağabeyinden tokat yiyen Hilâl, “Akşama görüşürüz” sözünün ağırlığını taşıyamayarak intihar ediyor. Herkes şaşkın “Bir tokattan intihar edilir mi?” Diye. Korku dağlardan büyük değil midir? Ayrıca Hilâl de çocuk olabilseydi ölümü düşünür müydü? Çoktan kadın gibi görülerek küçük omzunun taşıyamayacağı denli yük yüklenmişti. Onun da çocukluğu çoktan kayıptı.

Örnekleri saymakla bitiremeyiz. Sınav günü annesini öldüren çocuk. Acaba anne sevgisini biliyor muydu? Dizinde kaç kez uyudu dersiniz? Saçları kaç kez sevgiyle tarandı acaba? Bu tür yargılarda sonuca mı, yoksa geçmişe mi bakmalı dersiniz? Böylesi olaylarda hemen aklıma Halikarnas Balıkçısı geliyor. Cevat Şakir Kabaağaç. Mina Urgan’ın yakın dostuydu. Mina Urgan’ın diğer dostları “Babasını öldüren bu adamı neden bu denli seviyorsun?” Diye sorarlarmış. O da “Kim babasını öldürmek istemez ki?” Diye yanıtlarmış.

Çocuklara zarar veren hastalar neden sokaklarda serbestçe dolaşır dersiniz? Bu kimin sorumluluğundadır? Bir partinin adı öyle mi söylenmeli, yoksa böyle mi den daha mı önemsizdir? Basın – yayın neden devlete bu görevlerini anımsatma yerine, linç kültürünü yerleştirmeye var gücüyle çalışır? Açıklarımızı kapatmak için mi?

Bir cevap yazın