Babamın Sefertası

Babamın Sefertası

Yıl 1973. Gece büyük bir gürültü ile uyandım. Herkes bir telaş içinde koşturuyordu. Komşularımız, evdekiler hep bir ağızdan konuşuyor ama tek bir ses sadece “hayır gitmem” diyordu. Bu ses tanıdık bir sesti. Israrla gitmem diyen ses ‘babam’dı…

Gözlerimi ovuşturarak kalabalığın içine girdim. Babam bir eliyle karnını tutuyor, bir taraftan ceketini giymeye çalışıyor, bir taraftan da çevresindeki ısrarlı kalabalığa “olmaz ben hastaneye falan gitmem, eğer işe gitmezsem fırın patlar” diyordu. Birden gözümün önüne bir fırın geldi, annemin davul fırını ve uçuşan pastalar. Yüksek sesle gülmeye başlayınca aşağıya yani bana doğru kalabalığın eğildiğini gördüm ve korkudan ablamın bacaklarının arkasına saklandım. Babamın acılı feryadı tekrar yankılandı ve beni kötü bakışlardan kurtardı. Babamın olmaz diyen inatçı sesine rağmen bacak arasından en son görebildiğim komşularımızın babamı zorla arabaya bindirişi, arabanın etrafındaki kalabalık, gürültülü bir ses ve egzoz kokusu. Birde arabanın arkasından uçuşan hayali pastalar…

Evde konuşulanlara göre babam ölümden dönmüş o gece. Son anda hastaneye yetiştirilmiş. Ama o yolda ısrarla işe gitmesi gerektiğini söylemiş ve ameliyattan sonra ilk kendine geldiğinde ağzından çıkan ilk cümle ise  “fırın nasıl acaba“ olmuş. Babamın fırınını hep kıskandım.

Büyüyünce öğrendim ki; babam Karabük Demir Çelik Fabrikası’nda ustaların başıymış. Herkes hastaneye gitmemiz lazım derken o halen “olmaz ben gitmezsem fırın patlar” diye kıvranarak ceketini giymeye çalışıyormuş ve o esnada fırın yerine apandisti patlamış, ölümden dönmüş. O fırın da benim hayal ettiğim pasta fırını falan değilmiş.

Bu olaydan sonra uzun zaman babamı göremedim ve özlemle nerde olduğunu sorduğum da babamın hastanede olduğunu öğrendim. Babamı çok özlemiştim, ısrarım üzerine beni hastaneye götürdüler ama içeriye almadıkları için bahçede bekledim. Beklerken bana yukarıya bak dediler, ikinci kattan babam bana el sallıyordu ağlamaya başladım, çünkü babam da ağlıyordu…

Babam hastaneden eve döndüğü günden itibaren annem her gün mutfakta hummalı bir çalışma başlatırdı. Bu hummalı çalışmanın aktörü ‘Babamın Sefertası.’ Üç katlı yanlarında demirleri ile birbirine bağlanan üç parça sefertası. Hızlıca hazırlanır, her gece babam, ceketi ve sefertası yola çıkar, gecenin karanlığında kaybolurlardı.

Yattığım yerden dışarıya baktığımda uzakta fabrikanın grimsi ateşini görürdüm ve derdim kendi kendime işte bu babamın fırını. Annemin fırını küçük, duman çıkarmaz babamın ki ihtişamlı dumanı taa bizim evden görünür. Babam gibi uzun, güçlü. Kesin pastaları da büyüktür. Dudaklarımda gururla karışık gülümseme ile rahatça uykuya dalardım. Babam orda iken fırın asla patlamaz, pastalar da yanmaz…

Sefertası bazen ikili bazen üçlü giderdi. Ama çoğunlukla iki katlı giderdi. Sanırım bu aybaşına rastlamayan zamanlardı. En merak ettiğim şey ise bu gün menüde acaba ne vardı? Annem sefertasının yemeğini farklı yapardı. Ne özeldi bu sefertası. Aklım babamın fırınındayken başıma birde bu sefertası çıkmıştı. Hem her gece babamla beraber gider hem de mutfağın en ihtişamlı yerinde dururdu. Birde ona konan özel olarak pişen yemekler de cabası. Nerden çıktı bu sefertası? Nerden bilirdim ki babamın ameliyat tan sonra işler aksayınca stresten mide sorunlarının başladığını ve zavallı sefertasının tatsız, tuzsuz yemek taşıdığını.

Babamın sefertası bir ara kayboldu ortalıkta uzun süre görünmedi. Öğrendim ki yan komşuya verilmiş. Ohh dedim, kurtardık. Ama sonra bir baktım geri gelmiş. Gecenin karanlığında bu sefer işe giden abim, ceketi ve elinde “babamın sefertası…”

Babalar, oğullar, onların oğulları hep aynı işi yaptılar, aynı yerlerde çalışıp, aynı kaderi paylaştılar. Hatta aynı hastalıklara yakalandılar. Ama hiç vazgeçmediler, ısrarla fabrikanın ateşini yaktılar. Bazıları hayatlarını verdi, bazıları sıcak ateşlerin karşısında yandılar. Ama hiç vazgeçmediler. Onların çocuklarının rüyaları değişik oldu, kimi zaman babalarına sadece rüyalarında sarıldılar kimi zaman fabrikayı çikolatadan yaptılar. Kimi zaman fırınları patlatıp pastaları havada uçurdular…

Karabük Demir Çelik Fabrikaları ve Karabük’ün kuruluşunun 75. yılı kutlu olsun.

3 Nisan 2012

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

 

 

 

Bir cevap yazın