Akdeniz’i Seviyoruz Nükleere Vermiyoruz!

Akdeniz’i Seviyoruz Nükleere Vermiyoruz!

Antalya Nükleer Karşıtı Platform’un başlattığı ‘Akdeniz’i Seviyoruz Nükleere Vermiyoruz!’ kampanyası çerçevesinde yaptığı çalışmalar sürüyor. Konuyla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde Platform hukukçusu Av. Emine Harputlu ‘Nükleer Ait Sözleşmeler ve Sonuçları’ isimli bir basın bildirisi yayımladı.

Av. Emine Harputlu, konuyla ilgili olarak aşağıdaki bilgileri vermiştir:

Dünyamızda 1960’lı yıllardan itibaren nükleer enerji konusunda birçok toplantı yapılmış ve değişik anlaşmalar ve değişik protokoller imzalanmıştır.

Radyasyon ve diğer nükleer atıklar, gerek canlıların doğasına (genetik bozukluklar, yaşam süresinin kısalması, kalıcı hastalıklar ve ölümler) gerekse dünyamızın doğasına verdiği zararlarla (asit yağmurları ve ozon tabakasının delinmesi gibi) tüm yerküreyi tehdit etmektedir.

Bu zararların en aza indirilmesi ve zarar oluştuktan sonra olmak üzere ortaya çıkan olumsuzluklara çözüm bulmak amacı ile uluslar arası toplantılar yapılmış ve değişik protokollere ve anlaşmalara imzalar atılmıştır.

Anlaşmalardan önce Akkuyu’ya ilişkin sözleşmelerden ve tahsisten söz etmek gerekmektedir.

Akkuyu santralinin yeri 1976 yılında tahsis edilmiştir. Oysa nükleer tesislere lisans verilmesine ilişkin tüzük 1983 yılında çıkartıldı. Uluslararası atom enerjisi ajansı (AEA) tarafından 11 Eylül saldırısından sonra nükleer enerji santralinin güvenliği kriterlerinde birçok değişiklik yapılmıştır. O zamanlar ne fay hattına diğer etkiler bilinmediği için Akkuyu uygun görülmüştür (Ecemiş fay hattı).

Nükleer enerji santrali kurulunca ortaya çıkacak olumsuzlukları bertaraf etmek için 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesine dayanılarak çıkartılan Çevre Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin (ÇED) geçici 3. maddesinde 14 Nisan 2011 tarihinde değişiklik yapılarak Akkuyu projesine muafiyet getirilmiştir!

Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında 12 Mayıs 2010 tarihinde nükleer santral tesisine dair bir anlaşma imzalanmıştır.

Anlaşma şartları Türkiye aleyhine yapılmıştır. Şöyle ki:

Santrali inşa edecek proje şirketi hem santralin sahibi, hem de işletmecisi olacaktır. Bunun için de TC yasalarına uygun anonim şirket kurulacaktır. Başlangıçta hisselerin tamamı bu şirkete ait olacak ancak hisse satışı yaptığında da % 51 aza payları düşmeyecektir.

Geride kalan hisseler ise genel güvenlik ve ülke ekonomisi göz önüne alınarak dağıtılacaktır. Bu santralin yapımı için ihaleye çıkan firma TETAŞ (Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ) için üretilen elektriğin 15 yıl boyunca alımı garantisi verilmiştir. Rus Atomtroyexport firması genel yüklenici olarak santral inşa edecektir.

Proje şirketi olarak TC yasalarına uygun Akkuyu Nükleer Güç Santrali Elektrik AŞ kurulmuştur. TETAŞ Proje Üretim Şirketi’nden Ünite 1 ve Ünite 2 için % 70 ünite 3 ve 4 için % 30 una tekabül eden sabit miktarda üretilen elektriği alma garantisi verilmiştir.

Her bir güç ünitesinin işletmeye alınma tarihinden itibaren 15 yıl boyunca her kilovat saat için 12,35 ABD Doları ücret KDV hariç olarak ödenecektir.

Buna benzer TC’nin bağlayıcı birçok kararla sözleşme yapılmış ve onaylanmıştır. Ayrıca çıkacak anlaşmazlıklarda da tahkim uygulaması kabul edilmiştir.

Türkiye Nükleer Denetleme Kurumu kurulana kadar kurulma aşaması veya üretim aşamasındaki tüm uygulamalar; gerekli tesislere yer seçimi (Yakıt çevrimi araştırma reaktörleri, çevre güvenliği vb) konusunda karar vermek, izin ve lisans vermek, onay vermek, inceleme ve denetleme yapmak, verilen izin ve lisansları iptal etmek ve bu tesislerin kapatılması hakkında Başbakan’a öneride bulunmak konusunda Türkiye Atom Enerjisi Kurumu yetkilendirilmiştir.

Nükleer enerji üretimi ve kullanımı konusunda uluslar arası birçok anlaşma yapılmıştır. Ayrıca sadece Akdeniz’e ilişkin olan birçok anlaşma vardır. Nükleer enerjinin üretimi, atıkların taşınması, depolanması hakkında da birçok sözleşme ve protokol imzalanmıştır.

Bu anlaşmalardan en önemlilerden biri Paris Anlaşması’dır. Batı Avrupa ve Türkiye’nin de bulunduğu bu anlaşma 1960 yılında imzaya açılmış, bazı değişiklikler yapılarak 1968 yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz tarafından 1961 tarihinde bakanlar kurulu tarafından onaylanmış ve değişik zamanlarda revize edilmiş ve uygulanmaya çalışılmıştır. Bu sözleşmedeki ana amaç nükleer faaliyet sırasında meydana gelebilecek herhangi bir kazanın veya nükleer ürün taşınması sırasında meydana gelen zararın sonuçlarından kimlerin nasıl sorumlu olacağı tartışılmıştır.

Nükleer tesisi işleten herhangi bir şahsın ölümü veya hayatına karşı bir tehlikenin oluşması herhangi bir malın zarar görmesi (Bu mallara nükleer malzemeyi taşıyan taşıyıcı ve nükleer tesisin gördüğü zarar bu kapsam dışındadır.) halinde yüksek tazminatlar ödemek zorunda bırakılmıştır. Bu rakam önceleri 13 Milyon Euro iken sonraki yıllarda yapılan protokollerle bu sınır 400 milyon Euro’ya çıkartılmıştır. Tazminat isteme süresi 10 yılla sınırlandırılmıştır. Olaydan itibaren 10 yıl geçtikten sonra tazminat istenemeyecektir.

Zararlardan sorumlu olarak santrali işleten görülmüştür. Ancak kaza olmuşsa bu kazaya kusurlu davranışları ile yol açan kişiler ve bir sözleşme ile zararı yükleneceklerini belirten kişi ve kurum da bu zararlardan sorumludurlar. Bu konuda halen tartışılan ve TC tarafından kabul aşamasında olan protokoller vardır.

Bu protokoller ve anlaşmalar incelendiğinde örneğin (1985 Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması sözleşmesi yanı sıra Barselona Konvansiyonu – Cenova Deklarasyonu -1988 Flora, Fauna ve Yaşam Ortamlarının Korunması Deklarasyonu, 1988 Avrupa Çevre ve Sağlık Şartı 1990 tarihli Akdeniz Bölgesi’nde Çevre İşbirliği ait Kahire Deklarasyonu gibi 20’nin üzerinde Türkiye’nin de taraf olduğu uluslar arası anlaşmaya aykırı olarak Akkuyu Santrali yapılmak istenmektedir.

Son olarak nükleer atıkların nasıl korunup denetleneceği, saklanacağı veya izole edileceğine ilişkin açık bilgiler, yönetmelikler halen yapılmamış ve kamuya bilgi verilmemiştir. Bu konu da oldukça ürkütücüdür. Bu atıkların kamuya getireceği maliyetler konusunda satın alma konusundaki net oranlar ve rakamlar belirlenmesi de anayasada belirtilen nimet – külfet dengesi ilkesine de aykırılık taşımaktadır.

Antalya Nükleer Karşıtı Platform

www.antalyanukleerkarsitiplatform.org

 

Bir cevap yazın