Ağaçlar Üzerine Bir Sohbet

Ağaçlar Üzerine Bir Sohbet

orman sirtcantam

Ağaçlar, genellikle çevre hareketini sembolize eder ve çevreciliği tanımlamak üzere, belirleyici renk olarak, bitkilerin rengi olan yeşil renk, uluslararası kabul görerek kullanılmaya başlanmıştır. Bunun nedeni, ormanların ve ağacın çevre için en önemli unsur olmasıdır. Peki, böylesine simgeleşmiş ve bayraklaşmış bitkiler, orman ve ağaçlar, insanoğlu tarafından nasıl kullanılmaktadır?

Bu sorunun cevabı ne yazık ki; ‘orman ve ağaç sömürüsü’, ‘bu sömürünün en belirleyici yansıması da ormansızlaşmadır’ şeklindedir. Gezegenimizde her yıl, 13 milyon hektar (26 milyon futbol sahası büyüklüğünde) orman kaybediliyor ve orman yağması bu hız ve şekliyle sürerse, 2100 yılına varmadan tropikal ormanların tümünü kaybedeceğiz. Üstelik bu iyimser bir tahmin gibi görünüyor çünkü birçok bilim adamı, yüzyılın ortalarında tüm tropikal ormanların yok olacağını öngörüyor.

Bir ekosistem, belirli bir çevrede yaşayan bitki ve hayvanların oluşturduğu dengeli bir topluluktur ve bir ekosistem hayatta kalmak için birbirlerine bağımlı canlıları içerir. Bir ekosistemden herhangi bir eleman kaldırılırsa, tüm ekosistem tehlikeyle baş başa kalır. Bugün tüm gezegenimizde yapılan şey ne yazık ki budur. Bu, 100 katlı bir gökdelenin en alt katının yıkılmasıyla aynı etkiye sahiptir. En alt katı yıkılan bir gökdelen, ayakta kalabilir mi? Bırakın en alt katı, en üst katları hasar gören, yok edilen gökdelenlerin bile ayakta kalamadığını, 11 Eylülde, Dünya Ticaret Merkezi saldırılarında görmedik mi? İşte, biz insanoğlu bugün, doğaya, ekosistemlere bu şekilde saldırıyoruz, onların en önemli unsurlarını, kalplerini, hayati organlarını kesip atıyoruz ve hayatta kalmaya devam etmelerini bekliyor, umuyoruz! Bu olabilir mi?

Yayvan yapraklı ve ortalama büyüklükte bir ağaç, yılda 10 kilogram karbondioksiti absorban ediyor. Ortamdan bir ağacın eksilmesi, 10 kilogram karbondioksitin tüm zarar verici etkileriyle birlikte ortamda kalması anlamına gelir. Yol yapımı, köprü yapımı, havaalanı inşaatı, madencilik faaliyetleri gibi nedenlerle yok ettiğimiz milyonlarca ağacın ne anlama geldiğini küçük bir aritmetik hesaplamayla ortaya koymak mümkün. İstanbul’da bu projeler nedeniyle yok edilen ve edilecek olan ağaç miktarı neredeyse 8 milyonu buluyor. Bunun 4 milyonu fidan olduğuna göre, 4 milyon yetişkin ağaç ortamdan kaldırılıyor. Bu, İstanbul’un gökyüzüne fazladan salınan 40 milyon kilogram karbondioksit demek ya da 40 bin ton karbondioksit! Elbette 4 milyon fidanın tuttuğu karbondioksiti bu hesaba dâhil etmedik.

Bu sarsıcı hesaplardan sonra, ağaçlar ve insanlar üzerine olan sohbetimizi sürdürebiliriz…

Yeryüzünde yaşayan 10 milyon bitki, hayvan ve böcek türünün yarısı yağmur ormanlarında yaşıyor. Dünyada satılan 121 reçeteli ilacın hammaddesi tümüyle bitkisel ve Batı’da satılan ilaçların yüzde 25’i, yağmur ormanı kökenli bitkilerden yapılıyor. Üstelik bilim adamları bu bitkilerin ancak yüzde 1’ini inceleyebilmiş durumda.

İşin doğrusu, tropikal ormanlar, modern tıbbın hammadde kaynaklarıdır. 20. Ve 21. Yüzyılın en popüler ilaçlarından birisi olan asetilsalisilik asit yani Aspirin’in etkin maddesi, söğüt ağacının kabuğundan elde edilir. Hayat kurtarıcı özelliklere sahip birçok ilacın kaynağı yağmur ormanlarıdır. Örneğin, sıtma, hipertansiyon, kalp hastalıkları ve kanser tedavisi için kullanılan ilaçların çoğu, bitkilerden elde ediliyor. Sadece Kanada’da, ormanlardan gelen hammaddelerle yapılan reçeteli ve reçetesiz ilaçlar için harcanan para, her yıl 30 milyar dolardır.

Ormanlardan yararlanma şekli, ne yazık ki, bu kaynakların sömürüsü şeklindedir ama bazen de sürdürülebilir yararlanma söz konusu olabiliyor. Örneğin şişe mantarları, yaprak dökmeyen mantar meşesi adlı ağacın kabuklarından yapılır ancak mantar meşesi ağacı da, kabukları alındığı halde hayatta kalabilen birkaç ölmez ağaçtan birisidir. Kauçuğu hepimiz biliriz, hani tropikal ormanlarda yetiştiği halde salonlarımızı da süsleyen ağacı. İşte, kışlık botlarımızın birçoğunun tabanı, Brezilya, Hindistan, Çin ve Güneydoğu Asya hatta ülkemizde Akdeniz’de de yetişen bu ağaçtan elde edilir ve bu elde ediliş yöntemi, ağaca hiçbir zarar vermez. Kreplerde kullandığımız akçaağaç şurubu da elbette şekerli akçaağaçtan elde edilir ve tarçının Hindistan’da yetişen bir ağacın kabuğundan elde edildiğini hepimiz biliriz.

Bunlar yeşil dostlarımızın bizlere küçük bir hediyesi gibi görünüyor ancak hepsinden önemlisi, ağaçlar olmazsa yaşamın da olamayacağı gerçeğidir. Gezegenimizin oksijeninin yarısının yağmur ormanları tarafından üretildiğini söylersek, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Ne yazık ki yağmur ormanlarının yüzyılın ortasında ve en iyi ihtimalle 2100 yılında tamamen yok olması bekleniyor…

Ve bizler hala otoyol için, endüstriyel projeler için, gerekmeyen yeni bir havaalanı için, madencilik faaliyetleri vb. için, toplu ağaç kıyımını sürdürüyor ve sonra da, göklerden gelebilecek bir kıyameti bekliyoruz…

Ruhi Köktürk

Bir cevap yazın