‘Yaşanan Çevre Felaketlerine Karşı Önlem Almak, Hepimizin Bu Topraklara Karşı Bir Borcudur’

‘Yaşanan Çevre Felaketlerine Karşı Önlem Almak, Hepimizin Bu Topraklara Karşı Bir Borcudur’

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Komisyonu üyesi hukukçular komisyonlarının kuruluş deklarasyonunu yayımladı. Deklarasyonla Türkiye’de yaşanan çevre felaketlerine dikkat çekilerek çevre mücadelesinde söyleyecek sözü ve taşıyacak yükü olan bütün hukukçulara dayanışmanın bir parçası olma çağrısında bulunuldu.

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Komisyonu üyesi hukukçular olarak yeni ekonomik politikaların, sermayenin küreselleşmesi sürecinin ve doğayı rant elde etmenin bir aracı olarak gören anlayışın her sınıf ve siyasetteki temsilcilerinin,  doğal yaşamın korunması, insan haklarına saygı ve yoksulluğun engellenmesi gibi çok ciddi ve temel sorunlar karşısında, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmediklerinin farkındayız. Akılları durduran ve vicdanları sakatlayan bu sürecin, doğal yaşam alanlarına yönelen vandalizm düzeyindeki küresel saldırılarına karşı, yine küresel çapta yürütülen savunuculuk mücadelelerinin, insan ve doğa hakları mücadelesinin merkezine oturduğu ve sadece insanlar için değil, tüm ekosistem için yaşamsal varoluş mücadelesine dönüştüğü gerçeğini aklımızda tutuyoruz.

Ülkemizde neredeyse her dağ için maden ruhsatı verilmiş, her dere için bir HES projesi geliştirilmiş, sularımız, verimli tarım alanlarımız rant ve kar uğruna kirletilmiş, liman bölgelerimizde yüzlerce termik santral planlanmış, orman alanlarımız turizm yatırımlarına, golf alanlarına tahsis edilmiş, nükleer santral kabusuyla ülkemiz karşı karşıya bırakılmıştır. Bu topraklar,  şimdiye dek görülmemiş bir biçimde çevre talanıyla karşı karşıyadır. Yeni ağaç dikmenin orman yaratmaya yetmeyeceğini bilmeyen yetkililer, bir yandan en çevrecilerin kendileri olduklarını vurgularken, öte yandan çevresel değerlerimizin, sit alanlarımızın, arkeolojik yapılarımızın, ekosistemimizin bir bir elden gitmesine onay vermektedirler.

Yaşanan felakete karşı önlem almak, hepimizin, bu topraklara karşı bir borcudur.

Türkiye”de siyasi iktidarın son düzenlemeleriyle yargı organının”eşitler arasında önde gelen” niteliği tamamen yok edilmiştir. Referandum sonrası değiştirilen HSYK yapısıyla birlikte yargı, yürütmenin vesayeti altına alınmış  ve artık  yaşam mücadelesi haline gelen çevre mücadelesinde, doğa ve yaşamı korumak yolunda yargı kararı almak neredeyse imkansız hale getirilmiştir. Siyasi iktidar küresel sermayenin isteklerini yerine getirmek için  yargı organı başta olmak üzere anayasal ve yasal tüm denetim mekanizmalarını yok etmektedir.

Hukuk haksızlıklara karşı mücadele eden insanların başvurdukları bir yol olmaktan çıkarılmış;  ekmeğini,suyunu , toprağını , kısacası yaşam hakkını savunan ve  direnen halk kolluk güçlerinin ölçüsüz şiddetiyle karşı  karşıya kalmıştır. Yargı kararlarına rağmen Hopa, Gerze, Tufanbeyli ve Tortum’da  yaşanan gelişmeler Türkiye’ de yakın zamanda toplumsal barışın tamamen bozulacağının işaretlerini vermektedir.

648 Sayılı KHK  ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bulunan Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları’nın yetkileri kaldırılarak ve bu kurullarca belirlenmiş doğal sit alanları ile ilgili yeniden belirleme yapma, aslen yerel yönetimlere ait olan plan yapma, yaptırma, onaylama yetkilerinin yanı sıra proje onayı, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi verilmesi gibi görev ve yetkilere, parsel ölçeğinde ve ayrıcalıklı biçimde, dilediğinceelkoyma yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verilmiştir. Bu yanıyla,  648 Sayılı KHK, Anayasa’nın  bir çok maddesine aykırılığın yanı sıra, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na ve ülkemizde planlama hukukunda bugüne kadar genel kabul görmüş tüm ilkelere aykırıdır. Gerektiğinde bütün belediye yetkilerini kullanabilecek bir TOKİ Bakanlığı yaratılmış, üstelik verilen yetkilerle ormanlar hariç bütün doğal varlıklar hakkında varlık-yokluk belirlemesi yapabilecek bir konuma getirilmiştir. 648 Sayılı KHK ile Kültür ve Tabiat Varlıklarının geleceğinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın insafına bırakılması ve hak ihlallerinde halkın yanında müdahil olan TMMOB gibi meslek   örgütlerinin yetkilerinin ortadan kaldırılmaya çalışılması,  Türkiye’ deki doğa ve yaşam tahribatının ne boyuta  getirilmek istendiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Türkiye  Barolar Birliği bünyesinde yeni oluşturulan Çevre ve Kent Komisyonu üyesi hukukçular olarak, Türkiye’nin dört bir yanında doğal ve kültürel değerlere yönelik bu yağma ve talandan doğrudan etkilenen insanlarla dayanışma içerisinde olmak, verdikleri mücadelenin yargı boyutunda, onlara hukuki destek sağlamak, bu yağma ve talandan beslenenlerin politikalarını,rant ortaklıklarını, bu uğurda hukuk kurallarını nasıl değiştirdiklerini, yargısal ve idari süreçlerde gerçekleştirdikleri oyunları halka açıklayıp, teşhir ederek, çevre mücadelesinin bir parçası olmak amacıyla bir araya geldik. Barbarlığa karşı yaşamı savunan  Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Komisyonu üyesi hukukçular olarak, çevre mücadelesinde söyleyecek sözü ve taşıyacak yükü olan bütün meslektaşlarımızı, dayanışmanın bir parçası olmaya davetediyoruz. Ülkeye ve halka karşı sorumluluğu olan tüm meslek odası, kurum, dernek ve yapıları da çevreye karşı işlenen suçlara karşı mücadeleye çağırıyoruz.

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Komisyonu

Bir cevap yazın